Blog

Ofis Çalışma Hayatını Neden Özlüyoruz?

Bazı işleri uzaktan başarıyla gerçekleştiriyor olsak da ortak bir amaç için birleşmiş insanlarla dolu bir alanın kolektif enerjisini, etkisini ve rahat toplantı alanlarındaki beyaz tahtaları, post-it notlarını, dijital ekranlar üzerine fikirlerimizi sunmayı özledik. Uzaktan çalışarak, çevikliği ve yeniliği teşvik etmek için özel olarak tasarlanmış alanlarda, firmaların üretirken ve büyümek için ihtiyaç duyduğu yaratıcılığı, yüz yüze çalışmanın içsel insan deneyimini kaçırıyoruz. Biliyoruz ki yeni fikirler yaratan ve karmaşık sorunları çözen üretim, çalışma şeklimizin bir parçası.

Sosyal bağlantının güven ve güçlü bağlar oluşturduğu çok net ancak uzaktan çalışmaya uyum sağlama yeteneğimiz, zaman içinde kendiliğinden oluşan etkileşimler ve elverişli bir ortamda kişisel olarak gerçekleşen becerilerimizle inşa edilen ilişkilere bağlıdır.

COVID-19 hepimizi eve göndermeden önce sosyalleştiğimiz, iş birliği yaptığımız, odaklandığımız ve gençleştiğimiz  ortak alanlar – veya yardımcı alanlar – iş deneyimimizi epey geliştirmişti. Peki geri döndüğümüzde, sevdiğimiz bu alanlar güvenlik kaygıları nedeniyle kaybolacak ya da değişecekler mi? Aylarca ayrı çalıştıktan sonra, çalışanlar artık ofise geri dönmek istemelerinin ana sebebinin başka insanlarla birlikte olmak, sosyalleşmek ve uzaktan mümkün olmayan şekillerde iş birliği yapmak olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle ofiste bu çalışma modlarını ve özellikle iş birliğini destekleyen çok çeşitli alanların ortadan kalkmayacağını daha da arzu edilir hale geleceğini öngörüyoruz. Fakat şüphesiz ki COVID sonrası çalışma alanlarının yeni gereksinimlerini karşılamak için şimdi ve kısa vadede değişiklikler gerekecektir.

İş yerinde sosyalleşmek ve iş birliği yapmak için bir araya gelmek, yeni ofisin gerçekleştirebileceği en büyük amaç haline gelecektir.

Ofise geri döneneler, evden ilham alan, performansı destekleyen daha konforlu ortamlarda çalışmaya ve bir arada üretmeye olanak veren mekanlara çekilmeye devam edecekler. Biliyoruz ki bu amacı destekleyen ortak alanlar, işyerinde de memnuniyetle karşılanan bir sıcaklık ve enerji getiriyor. Ancak bu alanları cazip kılan özellikler – daha yumuşak mobilyalar, gösterişli malzemeler, işlenmiş yüzeyler – yeni güvenlik endişelerini de dikkate alarak seçilmeli.

Artık ortak alanlar, daha güvenli bir çalışma ortamı yaratmak için gerekli olan fiziksel mesafe ve temizlik protokollerini desteklemeye doğru dönmeliler. Çalışanların en çok keyif aldığı bu alanlar, yalnızca üretkenliği artırmak için değil, aynı zamanda bunları kullanan kişilerin de güvende olmalarını ve kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak için uyarlanmalı veya yaratılmalılar.
Alan ihtiyacını güvenlik ihtiyacıyla dengelemeye çalışıyoruz.

Çalışanlar, sadece iyi sosyal etkileşimleri teşvik eden psikolojik güvenlik duygusuyla değil aynı zamanda daha güvenli olmalarını sağlamak için gereken fiziksel mesafe ile de kendilerini rahat hissediyorlar. Ortak paylaşılan alanlar, COVID-19 süreciyle birlikte, psikolojik ve fiziksel olarak her zamankinden daha fazla performans göstermeliler. Steelcase olarak daha etkili sonuçlara rehberlik etmek için aşağıdaki tasarım stratejilerini kullanmaya başladık.

Performans İlkeleri
COVID-19’dan önce verimli çalışmak için hem arzu edilen hem de üretken yerler olan ortak alanların tasarımına rehberlik edecek bir dizi performans ilkesi oluşturmuştuk. COVID-19 sonrası dünyada, bu ilkeler, yüksek performanslı sosyal ve işbirlikçi alanların tasarlanması için temel olmaya devam ederken, yoğunluk, geometri ve bölünmeyi ele alarak çözülebilecek yeni tasarım zorlukları ortaya çıkardı. Önemsediğimiz en önemli başlıklar şöyle:

Yakınlık

Yakınlık ve yoğunluk insanları bir araya getirmeyi amaçlayan ortak alanlar için en büyük tasarım zorluklarından bazılarını oluşturur. İnsanların insanlara yakınlığı artık yeterli fiziksel mesafenin sağlanmış olmasını gözetmelidir. İnsanların teknolojiye yakınlığı ve açık alanlarda toplantı araçları, kapalı alanların gerekleriyle eşleşmeli ve aynı anda uzak katılımcıları da bünyesine katabilmelidir. Mobilyanın mobilyaya olan yakınlığı, yoğunluğu dikkate alarak mesafeli davranışları özendirmelidir.

Mahremiyet

Mahremiyet ister akustik, görsel, bilgilendirici ya da bölgesel anlamda olsun günümüzün ortak alanlarını üretken kılmak için hala kritik bir konudur. Her bir mahremiyet biçimi psikolojik rahatlık ve güvenlik duygusu yaratmaya, insanların kendilerini rahat hissetmelerine, fikirlerini paylaşmakta özgür olmalarına ve işi görünür kılmalarına yardımcı olur. Ancak bölgesel mahremiyet, güvenlik için ek bir öneme sahiptir. Ekranlar veya bölüm ekleme, yalnızca bir alan talep etmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda kullanıcıları bitişik çalışma alanlarındaki veya doğrudan trafik akışındaki insanlardan korumak için sınırlar oluşturabilir.

Postür

Oturmak, uzanmak, tünemek, ayakta durmak gibi bir dizi postürü elde etmek, farklı iş türlerinin daha etkili bir şekilde yapılmasını sağlayarak sağlık ve esenliğe katkıda bulunur. Çeşitli oturma tipleri, daha fazla veya daha az mesafe yaratmada daha fazla esneklik sağlayabilir ve gerektiğinde mobilya düzenlemelerinin geometrisi ile değişikliklere olanak sağlayabilir.

Kişisellik

Paylaşılan alanların estetiği, bir firmanın marka ve kültürünün niteliğini belirlemeye yardımcı olmak için genellikle tasarımı yönlendirir. Marka kimliği ile olan bu bağlantı çalışanlar için çekici ve aidiyet veren bir durum oluşturur. Yüzeylerden virüs bulaşması üzerine araştırmalar devam ederken, pandemi, günümüzün ortak alanlarındaki evlerden ilham alan kumaşlar ve yüzeyler için temizlenebilirliğe yeni çözümler geliştirdi.

 

Esenlik (Wellbeing)
Paylaşılan alanlar, tasarım yoluyla çalışanların esenliğini daha da zenginleştirmekteler ve daha iyi hissetmemizi sağlıyorlar. Farklı postür halleri, üretkenliği etkileyen fiziksel stresi azaltarak aktif iş birliğini veya rahat sohbeti teşvik ediyorlar. İç mekanı, dış mekanın canlı duvarlarından, doğal malzemelerden, desenlerden ve paletlerden oluşturarak biyofili ile donatmak hem hava kalitesini iyileştirerek bizi doğanın sakinleştirici etkilerine bağlar hem de daha iyi sağlık ve esenlik için katkı sağlar. Araştırmalar, açık havada temiz havaya erişimin sadece ruh halimiz için iyi olmadığını, aynı zamanda hava akışı nedeniyle iç mekanlardan daha güvenli olabileceğini gösteriyor. Sosyalleşme ve iş birliği için alanlar oluşturmak üzere dış mekanlardan yararlanmak, daha güvenli çalışma ortamları için daha da fazla seçenek sunmaya olanak vermekte.

Firmalar, ileriye dönük olarak, çalışanların etkili ve sağlıklı kolullarda yüz yüze gelerek zorlukların üzerinden gelmelerini sağlayacak ve bu sayede birlikte çalıştıklarında elde edilecek büyüme ve yeniliği yaptıkları teşvik ile rekabetçi kalabilecekler.  Çalışanlar, fiziksel, bilişsel ve duygusal esenliklerini destekleyen zorlayıcı bir ortama geri dönmenin güvenli olduğu konusunda güvence aldıklarında ve olmaları gereken yerde olmaktan çok olmak istedikleri bir yerde çalıştıkları için bu yaklaşıma sahip çıkacaklar.

Tasarımsal Zorluklar
COVID-19 dünyasında daha güvenli çalışma ortamları yaratmanın yeni konularını incelerken, aşağıdaki üç ana tasarım zorluğunu keşfettik: fiziksel mesafe, sirkülasyon rotaları ve mekansal bağlam. İnanıyoruz ki uzaklık ve yoğunluğu ve bunların mevcut bir mekansal bağlam içindeki sirkülasyon rotaları ile ilişkisini anlamak, ortak alanlarda gelişen güvenlik yönergelerini çözmenin anahtarıdır.

 

Metnin Orjinali için:

Together Again: The Future of Shared Spaces in the Office

 

Interface’den ‘Sosyal Mesafe’ Tasarımları

Covid-19 Pandemi süreciyle birlikte ortaya çıkan fiziksel uzaklaşma ihtiyacı, insanlar arasındaki bağlantı ve işbirliği için tasarlanmış ofis alanlarının tekrar gözden geçirilmesi gerekliliğini zorunlu kılıyor. Binanın kullanım düzenini analiz ederek ihtiyaç duyulan büyüklüklerde göstergeler tasarlayan Interface konsept tasarım ekibi, yeni ve mevcut mekanlar için çözümler geliştirdi ve insanların bir araya geldiği ve mesafeyi nasıl koruyacağına dair yönlendirmeye ihtiyaç duyduğu ofislerde ve diğer binalarda yol bulma için standart ve özel seçenekler sunan bir dizi rehber hazırladı.

Sosyal Mesafeli Karo Önerisi

Modüler karolara yaptığı grafik eklemelerle bina kullanıcılarını yönlendirmeyi ve mekansal kurguyu mimari ihtiyaçlara göre yeniden düzenlemeyi hedefleyen Interface, sosyal mesafeyle ilgili yerel düzenlemelere uyan gridal bir sistem önermektedir. Modüler karo boyutunu kullanarak, 25 x 100 cm ve 50 x 50 cm karolar halinde üretilen halı ve LVT ürünler, mevcut modüler döşeme zeminlerde gerekli yerlerde yapılacak değişimlerle kullanılabileceği gibi yeni projelerin zemin tasarımlarının konsept aşamalarında bir tasarım girdisi olarak kullanılabilir.

Modüler Zemin Çözümleri

Interface’in konsept tasarım danışmanlığını kullanarak geliştirilen yön bulma sistemi ile, koridorlar veya yollardaki ok sembollerine ek semboller de mevcut. Tek bir tasarımda birden çok simgeyi barındıran sistem, mevcut zemine uygulanabildiği gibi yeni tasarlanmış bir kat planına da entegre olabiliyor.

Zonlama ve Yön Bulma

Interface’in modüler şekil ve boyutlarını kullanarak bina içinde net, tanımlı ve grafik bir zonlama yapmak mümkün. Yarım kesilmiş karolarla seçeneklerin artırıldığı zeminde yönlü bir akış elde etmek için geliştirilen zonlama ve yön bulma kalıpları kentsel dokulardan ilham alınarak tasarlandı. Kent sokaklarında ve meydanlarında yer alan kaldırımlardan, tabelalardan ve klasik binaların yüzeyini oluşturan mozak ve doğal taş malzemelerden esinlenilen karoların desen ve ritmindeki çeşitlilik, bina içinde yönelimi, nerede yürüyeceğimizi ve nerede duracağımızı tarifleyen bir güce sahip.

 

Evden Çalışmayı ‘Sağlıklı’ Hale Getirmenin İpuçları!

 

Bedenimiz

Hareket Hedefi Belirleyin!
Oturmak kaçınabileceğimiz bir durum değil ve aslında bu durumu büyük bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Buna karşın, yerleşik, sabit ve desteklenmeyen duruşlar, fiziki yapımızı gerçekten mahvedebilir. Kalkmamız ve daha fazla hareket etmemiz gerektiğini biliyoruz, ancak bunu söylemek yapmaktan daha kolay.

Ne Yapmalı?

Hareket etmenizi ve yürümenizi hatırlatmak için takviminizi kullanın. Hareket etmenizi sağlayan hangi aktiviteleri yapabileceğinizi düşünün. Ekran başında olmak zorunda olmadığınız toplantılar ayarlayın ve toplantıları evin içinde yürüyerek yönetin. Kendiniz için hareket hedefleri belirleyin.

Evde Konforunuzu Artıracak İpuçları
Evdeki rahatınız tamamen hangi duruşlara ve hangi ekipmanlara sahip olduğunuzla ilgilidir. Sahip olduklarınızla yapabileceğiniz çok şey var. Mutfak masasına oturmayı örnek alalım: muhtemelen sert bir sandalyedesiniz ve dizüstü bilgisayarınıza ulaşmak için eğilmek zrundasınız. Bunun yerine, dirseklerinizin dinlenme yüksekliğine daha yakın olmasını, sırtınız için daha fazla destek ve ayaklarınızın zeminde düz olmasını sağlayabilirsiniz.

Ne Yapmalı?

Kendinizi yükseltmek ve omuzlarınızı daha iyi bir konuma getirmek için sandalyenize birkaç minder ekleyin. Bir kazak veya küçük bir yastık alın ve belinizi desteklemek için alt sırtınızın arkasına koyun. Dizüstü bilgisayarınızı bir kutuya veya kitaba yerleştirin, böylece göz hizasına yakın hale gelecektir. Henüz yapmadıysanız, ekranı tuşlardan ayırmak için gerçekten harici bir klavyeye veya fareye yatırım yapmanız  konforunuz için alabileceğiniz en kolay önlemlerden biri.
Hareketleriniz Arasındaki Geçişleri Artırın
İster işyerinde ister evde olsun, hareket alışkanlıklarımız en doğruyu ifade etmez. İş yerinde en azından toplantı odasından toplantı odasına geçmek zorunda kalırsınız. Tuvalete yürüyüş bile daha uzun sürer. Bu nedenle, evde iyi alışkanlıkları benimsemeye özellikle dikkat etmeliyiz.

Ne Yapmalı?

Hareketlerimiz arasındaki geçişleri artırmalıyız. Ayakta durup tekrar oturmaya başlamadan önce ekstra adımlar atın, bazı çömelmeler yapın, çevrelerde yürüyün, o anları evde uzatmanın bir yolunu bulun. Bu kavramın anlaşılması kolay ancak benimsenmesi zor olabilir ama böylece, kendinize tekrar tekrar hatırlatacağınız bir mottoya sahip olursunuz. “Daha fazla hareket et, sık hareket et,” “Oturmak hareket etmenin tersidir” ve “Bir sonraki duruşun en iyi duruşun olacak.”

Zihnimiz

Yeni Ritülleri, Alışkanlıkları Ve Pratikleri İnceleyin
Uzaktan çalışma, işbirliğinin iletişim, uyum ve koordinasyon verimliliğini azaltıyor.

Ne Yapmalı?

Ekibinizle yeni iletişim uygulamalarının nasıl kurulacağı hakkında konuşun. Resmi ve resmi olmayan iletişim için farklı kanallar kullanabilirsiniz. Ritmi tekrar kazanmak için her gün hızlı bir stand-up video toplantısı deneyebilirsiniz. Birçok kişi video konferansı kullanıyor, ancak bunun yorucu olabileceğini düşünüyoruz. Video konferans kullandığınızda, resmi bir duruşa sahip olma, bir noktaya bağlı kalma ve gözlerinizin mola vermediği tekil bir odaklanma eğiliminiz vardır. Bu nedenle, hangi toplantıların video bağlantısı olması gerektiğini ve hangilerinin olmadığını iyi saptamalısınız.

Odak Kurabilmek İçin Sınırlar Oluşturun

Gürültü ve etrafımızda olup bitenler odaklanmayı engelleyen, dikkat dağıtıcı unsurlardır. Ancak endişe ve yüksek stres seviyeleri de bilişsel yükünüzü önemli ölçüde etkileyebilir. Coronavirus pandemisi muhtemelen dikkat etme yeteneğinizi etkilemektedir.

Ne Yapmalı?

Meditasyon yapan insanlardan ipuçları alın. Gün boyunca farkındalık anları oluşturun ve duygularınızı düzenlemeye yardımcı olmak için kendinize dönün. Beş dakika bile fark yaratabilir. Ayrıca “çalışma” veya “çalışmama” durumlarınız için yeni rutinler oluşturun ve net sınırlar belirleyin. Ekip üyelerinizle iletişim kurmak için durum güncellemelerinizi kullanın.

Rastlantısal Karşılaşmalara Olanak Verin
Normalde çalışma ortamımızda karşılaştığımız ciddi karşılaşmalar uzak olduğumuz zaman gerçekleşmez. Ancak, bu sosyal bağları yaratıcı bir şekilde geliştirmenin çeşitli yolları vardır.
Ne Yapmalı?

Genel olarak rastlantısallığın gayri resmi olarak gerçekleştiğini düşünürüz. Artık buna pek olanak yok çünkü şimdi uzak olduğumuza göre daha resmi yapılar inşa etmek durumundayız. Etkileşim ve ekip üyeleriyle hızlı bir diyalog sağlamak için ekip toplantılarının ilk on dakikasını özelleştirebilirsiniz. Sosyal etkileşimin nasıl göründüğüne dair düşüncelerinizde rahat olun. Bu sosyal bağı yaratmak için şaka ya da komik bir fotoğraf gönderebilir, kişisel bir anınızı paylaşabilirsiniz.

Duygularımız

Geleceğe Odaklanın
Çok fazla belirsizlik bizi çevrelediğinde olumlu kalmak zor olabilir. Ancak, perspektifi korumak anahtar bir bileşendir.
Ne Yapmalı?

Boston Üniversitesi’ nin 70.000 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği iyimserlik üzerine yapılan çalışmada “Daha iyimser hissettiğinizde, kendinizi iyi hissetme duygunuzun artacağı ve daha uzun bir ömür sürebileceğinizin” sonucu ortaya çıktı. Daha iyimser hissettiğinizde, kendinizi iyi hissetme duygunuz ve ömrünüz de artar.

İyi Gelen İletişim ve Başkalarına Destek Olabilmek
Teknolojiyi görevlerimizi ve üretkenliğimizi desteklemenin bir yolu olarak düşünme eğilimindeyiz oysa çalışma temel olarak sosyal bir konudur.

Ne Yapmalı?

Teknoloji hakkında vizyoner düşünmeliyiz ki bize hizmet etsin ve başkalarıyla ilişkilerimizi geliştirebilelim. Teknolojiyi birlikte online olarak kahve içmek, birlikte film izlemek ve gerçek zamanlı olarak yorum yapabilmek için de kullanabiliriz. Ascent tarafından yapılan araştırma, daha cömert olduğumuzda, işten memnuniyetimizin artacağını ve şefkatimizin genel olarak daha fazla mutluluğa katkıda bulunacağını söylüyor.

Zihinsel Ve ​​Duygusal Mesafeyi Sağlayın
Sosyal mesafe şu anda çok kritik bir konu. Araştırmalar, bunalma ve belirsizlik duygusu hissettiğimizde daha fazla bilgi istediğimizi ve sonuçta olumsuzlukları öteleyebileceğimizi söylüyor.

Ne Yapmalı?

Bu nedenle, sağlıklı zihinsel ve duygusal molalar vermemiz önemli. Bunu bir yürüyüşe çıkarak, sadece pencereden dışarı bakarak, bir kitap okuyarak veya yeni bir hobi deneyerek yapabilirsiniz. Şükretmek önemlidir çünkü mutluluk ve doyuma katkıda bulunur. Son olarak, gerçekten harika uykunun fiziksel, bilişsel ve duygusal olarak etkisini unutmayın. İyi alışkanlıklar, çalışma günümüzde kısa molalar vermemize ve daha sağlıklı hissetmemize yardımcı olacaktır.

Aniden Evden Çalışmaya Başlamak

Uzaktan çalışmak, özellikle Coronovirus (Covid-19) sağlık krizi ve karbon ayak izini azaltmanın bir yolu olarak seyahat etmeyi yeniden düşünme sürecinde birçok insanın güncel konusu. Evden çalışmak bazı insanlar için düzenli bir uygulama ancak birçokları için bu yeni çalışma şekli, evinizde ailenizi de organize etmeniz gerekiyorsa, oldukça zorlu bir süreç.

İnsanlar aynı anda hem uzaktan çalışmanın faydalarını hem de hayal kırıklıklarını keşfediyorlar. Hiçbir insan birbirine benzemediğinden, herkese uyan tek bir yaklaşımdan söz etmek mümkün değil. Size uyan formülleri bulmak için buna hazırlıklı olan iş yerlerinden ipuçları alabilirsiniz. Teknolojiniz, alanınız ve çalışma şekliniz bir araya geldiğinde daha fazlasını yapacak ve daha iyi hissedeceksiniz. Evden çalışmak üretkenliğinizi etkilememeli.

İşte ev deneyiminden işin nasıl geliştirileceğine dair bazı pratik ipuçları:

Sizin (ve Takım Arkadaşlarınızın) Önce Neye İhtiyacınız Olduğunu Düşünün

Sınırlar Belirleyin
Evden çalışırken sürekli “çevrimiçi” olmak cazip gelebilir. Kimileri evde olmayı dikkat dağıtıcı ve odaklanmayı zorlaştırıcı bulabilir. Sınırları belirlemek, sağlıklı ve üretken bir dengeyi korumanıza yardımcı olacaktır. Her insanın yaşamına veya gününe bağlı olarak farklı sınırlara sahip olabileceğini unutmayın. Her gün programınıza karar verin ve buna sadık kalın.

Şeffaf Olun
Bilgisayar başında değilseniz, bunu meslektaşlarınızla paylaştığınızdan emin olun. Takviminizi ekibinize görünür hale getirin, kullandığınız herhangi bir ekip / işbirliği yazılımındaki durumunuzu güncelleyin veya ofis dışında otomatik yanıtınızı kullanın. Ne zaman uzakta olacağınızı ve ne zaman döneceğinizi, özellikle farklı saat dilimlerinde çalışırken ekibinize bildirin.

Aidiyet Oluşturun

Evden çalışırken ilişkileri sağlam tutmanın yollarını düşünün. Sosyal etkileşimler için bir grup sohbeti oluşturabilirsiniz – stresli zamanlarda herkes destek almayı sever. Ekip uyumunu artırmak için daha gayri resmi görüşmeler için de zaman ayırın. Video üzerinden bir meslektaşınız ile kahve içmeyi planlayın örneğin. Uzakta çalışanlar, ofiste bulunanlardan bu tür kontrol noktalarına daha fazla ihtiyaç duyarlar.
Bağlantıları Birlikte Oluşturun

Herkes kendi başına çalışırken sessiz iş deneyimine geçmek daha kolay olabilir. İşinizi ilerletmek için hızlı bir günlük sanal ekip bağlantısı kurun.

Ortaklaşa Kullanılacak Araçlar İçin Alternatifler Geliştirin

Dağıtılmış ekipler için tek bir teknoloji tüm ihtiyaçlarınızı sağlayamaz. Anlık mesajlaşma, video konferans, belge paylaşımı, dosya aktarımları vb. için bazı tutarlı araçlar seçin. Ancak, olası daha yararlı teknolojiyi aramayı bırakmayın. Bu belirsizlik sona erdikten sonra uzun süre devam eden bir süreç bulabilirsiniz.

İş düzenini Herkes İçin görünür Kılın

Çevik ekiplerden ders alın ve sanal bir proje panosu başlatın. Herkesi aynı sayfada tutmak için görevlerinizi, ilerlemenizi ve son tarihlerinizi listeleyin. Ayrıca, nereye atlayacağınızı ve gerektiğinde yardım edeceğini bilen kişilerin desteklerinden yararlanmaktan çekinmeyin.

Bilgisayarınızın Ötesine Bakın

Kameranızı Açın
Konferans görüşmeleri katılımcıları çok görevli veya daha kötü “bölge dışına” atma riskini taşırlar – çünkü görünümden gizlisinizdir. Video, uzaktan işbirliği için varsayılan ayarda olmalıdır. Yüz reaksiyonlarını ve vücut dilini görmek “odayı okumanızı” sağlar, ayrıca insanların birbirlerinin sözlerini bölme olasılığı daha düşüktür. İyi bir video görüşmesi yapmak için, bilgisayarı göz hizasında tutun – burnunuza bakmaması için bir standa yerleştirebilirsiniz. Kameraya bakın ve doğal ışık kullanın, ancak sırtınızı bir pencereye koymaktan kaçının yoksa bir siluet gibi görünürsünüz.

Veri Aralıklarını Önleyin
Wi-Fi güvenilir olmadığından mümkünse bir kablo / Ethernet bağlantısı kullanın. Bir video görüşmesindeyseniz, videonun bilgi işlem kaynaklarını korumak için açık uygulamaları kapatın. Video daha fazla bant genişliği gerektirir, bu nedenle büyük bir dosyayı paylaşmanız gerekiyorsa ikinci bir cihaz kullanmayı düşünün.

Duyduğunuza Ve Duyulduğunuza Emin Olun
Yankı (mutfak gibi) olan çok sayıda sert yüzeyli odalardan kaçının. Halı veya diğer daha yumuşak malzemelerden oluşan odalar (oturma odası gibi) seçin. Kulaklıklar bilgisayar sesinden daha iyi bir deneyim sunar. Ayrıca, bir video platformundan diğerine geçerseniz, diğerini açmadan önce kapatın, çünkü yazılım mikrofonunuzu bloke edebilir. Son olarak, çevrimiçi bir toplantıya geç kalırsanız veya konuşmuyorsanız, konuşmayı bozmamak için sesinizi kapatın.

Interface ile ‘Klasik Mavi’nin Yeniden Keşfi

Kısa bir süre önce Pantone, Classic Blue’yu 2020 için Yılın Rengi olarak ilan etti. Interface olarak, evlerimizde ve işyerlerimizde, en etkili tasarımcıların ve geleceğe odaklanmış markaların birçoğunun en son tasarımlarında ve konseptlerinde ‘Classic Blue’yu benimsediğinin farkındayız.

Mavi, evrensel çekiciliğe sahip bir renktir – belirsiz zamanlarda doğal olarak çekildiğimiz bir gölgedir. Mavi, her şey kaotik göründüğünde, güven ve istikrarın kesin bir işaretidir. Aynı zamanda doğal olarak bizi güvende ve güvenli hissettiren bir renktir. Interface olarak, işyerlerini yoğunlaşma ve sakinlik alanlarına dönüştürerek parlak etkiye nasıl kullanıldığını keşfediyoruz.

Zamansız Çekicilik

Birçok renk modaya girip çıkarken, mavi sevgimiz gerçek kalır. Sürekli olarak mavi, dünyanın en popüler ve en erişilebilir rengidir.
Neden?
Mavi gerçekten zamansız bir renk olduğu için olabilir. Mavinin doğal dünyada pek çok olumlu ilişkisi vardır ve barış ve huzur duygusu uyandırır. Aslında, indigo genellikle ‘üçüncü göz’ olarak adlandırılır, çünkü farkındalığa ve sakinliğe ilham verir. Bu derin mürekkepli ve taşlanmış tonlar, denimin günlük güzelliğini iç mekanlara getiriyor. En sevdiğimiz kot pantolonumuz gibi, asla yormayacağımız bir görünüm.

Yatıştırıcı Renkler

Classic Blue’ya derin bir dalış yaparak, koyu, zengin orta tonları ve yumuşak, soluk tonları kapsayan bir renk paleti oluşturduk. Paletimizdeki yoğun tonlar, derin Pasifik Okyanusu’nun kadife mürekkep maisini anımsatıyor. Gevrek, açık ve parlak toz mavisi tonlar, bize geniş açık mavi gökyüzü ve bulut oluşumlarının harikasını hatırlatıyor. Lavanta ile donmuş buzlu leylak ve yaban mersini de son mevsimlere hakim olan “gerçek mavilerden” uzaklaşarak önemli bir değişime işaret ediyor. Bu palete rahatça karışmak, yoğunluk ve derinlik için mavi ve gri ile karıştırılmış ince, kireçli mor tonlarını elde etmek mümkün. Bu soluk tonlar, Ultra Violet’ten (Pantone’un 2018 Yılın Rengi) daha serin, daha soluk, daha yaşanabilir tonlara geçişi temsil etmekte.


Zihinleri Genişletmek ve Düşünceleri Yoğunlaştırmak

Tüm olumlu yönleri göz önüne alındığında, mavi işyerinde inanılmaz derecede etkili bir seçimdir. Pantone, Klasik Mavi adaylıklarının ardındaki mantığı 2020 için Yılın Rengi olarak tanımladığında, iletişim, iç gözlem ve açıklık ile rengi kavramlaştırdı.

“Klasik Mavi, düşüncemizi genişletmek için bariz olanın ötesine bakmamızı teşvik ediyor; bizi daha derin düşünmeye, bakış açımızı artırmaya ve iletişim akışını açmaya zorluyor ”diyor Pantone Renk Enstitüsü İcra Direktörü Leatrice Eiseman. Rengin doğal olarak konsantrasyona yardımcı olduğunu ve özellikle teknolojik gelişmeyi hızlandırma ışığında düşüncelerin yeniden merkezlenmesine yardımcı olduğunu öne sürüyor.

Seçtiğiniz gölgeye ve yoğunluğa bağlı olarak, bir işyeri ortamında çok farklı bir ruh hali yaratmak mümkündür. Daha parlak, daha açık mavi tonları zihnimizi uyandırır ve taze düşünmenin yolunu açar. Buna karşılık, sıcak mürekkep tonları doğal olarak konsantrasyona ve odaklanmış tartışmaya yardımcı olur. Leylak ve lavanta, sakin bir çalışma ortamı yaratmak için nötr tonlarla birleşir. Klasik Blue’nun eğlenceli popları, çalışma ortamlarını çarpıcı ifade alanlarına dönüştürebilir.

2020’de mavileri nasıl kucakladığınızı görmek için takipte kalın!

 

İşyeri Tasarımında ‘Wellbeing – Bütünsel Sağlık’

Çalışan destek programları gibi inisiyatiflerin daha geniş bir wellbeing – bütünsel sağlık- stratejisinin bir parçası olması gerekir. Peki, çalışanların geldiklerinden daha sağlıklı bıraktıkları bir yer olabilir mi?

Bu, rekabetçi işverenlerin her zamankinden daha fazla ve iyi bir nedenden dolayı sordukları bir soru. Çalışanların wellbeing – bütünsel sağlığını- desteklemenin zorlukları ve bunu yapmama riskleri artmakta.

İş yeri stresinin yükselmesi üretkenlik, devamsızlık, ciro ve maliyet konusunda sıkıntı yaratmakta. Gallup araştırmasına göre, tam zamanlı çalışanların üçte ikisi işte tükenmişlik yaşıyor. Aslında Dünya Sağlık Örgütü tükenmişliği “başarılı bir şekilde yönetilmeyen kronik iş yeri stresinden kaynaklanan” önemli bir iş yeri sorunu olarak sınıflandırıyor.

Aynı zamanda, küresel olarak iş piyasası on yıllardır olduğundan daha sıkı ve bu nedenle çalışanlar, parçası olmayı seçtikleri şirket hakkında daha fazla ayrımcı olabileceklerinin farkındalar. Bu özellikle Millennials denen, işgücündeki büyük nesil için geçerli. Bu yeni nesil, işverenlerin neler sunması gerektiği konusunda geleneksel fikirleri yeniden keşfediyorlar ve çok daha az sadıklar. Aslında, 2018 yılında 36 ülkedeki işçiler Deloitte araştırmasına göre, binyılların% 43’ü daha iyi bir iş yeri deneyimi için işlerini iki yıl içinde bırakmayı öngörmekte.

Pek çok işverenin wellbeing – bütünsel sağlık – konusundaki yaklaşımlarını radikal bir şekilde değiştirmeye hazır olması, faydalardan hizmetlere, avantajlara ve işyerlerinin tasarımına kadar her şeyi irdelemeye şaşmamalı. İşverenler, çalışan yardım programları gibi wellbeing – bütünsel sağlık- girişimlerinin sınırlı başarısından dolayı hayal kırıklığına uğradılar. Yine de, birçoğu bundan sonra ne deneyecekleri konusunda çok emin değiller.

Wellbeing – Bütünsel Sağlık Kültürü
Dünya ilaç devi Boehringer Ingelheim’ın çalışmak için harika bir yer olması, bir aile şirketi olarak 130 yılı aşkın büyüme ve başarı geçmişinin ayrılmaz bir parçası. Bugün, Avrupa, Amerika ve Asya’da 180’den fazla yerde 50.000’den fazla çalışanı bulunan şirket, halen hem ilerici hem de özenli olmaya çalışan bir kültür içinde çalışanların ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmakta.

Kısa bir süre önce Almanya’nın Biberach şehrinde şirket için yenilikçi bir yeni tesisle sonuçlanan bir projeyi yöneten Hagen Mörbel, “İnsanların yaratıcı ve yenilikçi olabileceği bir yer olması önemli ki böylece günlük talepleri karşılamak daha kolaylaşıyor” düşüncesinde.

2018 yılında şirketin dünya çapında en büyük araştırma ve geliştirme tesisi olarak açılan tesis, ekip çalışmasının ve yeniliğin gelişebileceği çevik bir işyeri olarak dikkatle planlanmış ve tasarlanmış. Bunu başarmak için, Mörbel’in “akıllı tasarım” olarak tanımladığı açık planlı, ortak bir ortam lehine, Alman geleneğinin güçlendirildiği özel ofis geliştirilmiş.


Kullanıcı Odaklı Tasarım

“Akıllı Tasarım”ın büyük bir kısmı, çalışanların alanın nasıl tasarlandığına ilişkin girdilere atfedilebilir. Çalışanlar, ekiplerde daha kolay işbirliği yapmak istedikleri kadar, herkesi görmedikleri ve herkesin göremediği bazı sessiz köşelere ve korumalı yerlere de ihtiyaçları duymaktalar.

Mörbel’e göre, genel olarak, Avrupalılar büyük açık alanlarla ve büyük gruplarla Kuzey Amerikalılara kıyasla daha az rahat olma eğilimindeler ve bu kültürel anlayış, geniş çapta benimsenen açık plan geleneğini değiştirme ve bunun yerine bölgeler oluşturma kararını etkiledi. 12-40 kişi ile sınırlı yeni Bieberach tesisi buna iyi bir örnek.

Planlamacılar artık insanların sıkıcı ve basmakalıp alanlardan kolayca ilham almadığının farkındalar. Çalıştıkları kurumlarla kişisel olarak özdeşleşmek ve aidiyet duygusu hissetmek için yollar sağlamak önem kazandı. Özel ofislerinden dışarı çıkacak 800 kişinin yeni tesiste çalışması en dikkate değer konu. Bunu akılda tutarak, yeni sakinlerden, duvarlar için, yakındaki yerlerin dev fotoğraflarından seçerek iç mekanı dekore etmelerine yardımcı olmaları istendi.
“Hiç kimse Maldivlere, Kosta Rika’ya veya başka bir yere bakmıyor” diye açıklıyor Mörbel. “Bildiğimiz sahnelere bakıyoruz. İnsanların bununla işyeri olarak özdeşleşmelerine yardımcı olmanın çok kolay bir yolu. ”

Kuruluşlar, önemlerini ve kaynaklarını öncelikle sağlık hizmetlerinin maliyetlerini düşürmeye ve üretkenliği artırmaya odaklanan stratejilerden uzaklaştırdığında işyerinde wellbeing – bütünsel sağlık-  gelişebiliyor. Giderek daha fazla sayıda kuruluş, çalışanlarının refahına yönelik yatırımlarının mali getirisi ile meşgul olmak yerine, çalışanlarına daha iyi hizmet vererek daha fazla değer yaratma konusunda kasıtlı hale gelmekteler.
Bu tür çabaların ödülü, kuruluşlarıyla güçlü bir kişisel bağlantı hisseden sadık, bağlı çalışanlar.

 

Klassis’ ten Köy Okullarına Destek

Klassis, 2019 yılında, ürün yelpazesi içinde bulunan Interface markası ve Microsoft’un desteğiyle çok değerli bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Doğu ve Güneydoğu illerinde eğitim veren ilkokul, ortaokul ve lise binalarının fiziki koşullarını iyileştirmek adına geliştirilen projede, sınıf ve ortak alanların zeminleri halı ile kaplandı. Bu sayede öğrenciler ve eğitimciler, daha sağlıklı ve daha sıcak bir eğitim ortamına sahip oldular.

Microsoft Ankara ve İstanbul ofis binalarındaki iç mimari yenileme çalışmaları çerçevesinde yenilenecek olan halıların büyük çoğunluğu okullarda kullanılmak üzere temizlendi. Köy Okulları Yardım Derneği, Baykuşhane gibi değerli ekiplerden de alınan bilgilerle de birlikte Doğu ve Güneydoğu illerinde zemin kaplamasına ihtiyaç duyan okullar tespit edildi. Interface karo halılarının uzun seneler kullanıma olanak veren yapısı sayesinde halılar ilk günkü kadar yeni ve temiz bir şekilde tüm destek ekipmanı ile birlikte köy okullarına iletildi. Öğretmenlerden velilere kadar büyük bir destekle yapılan uygulamanın ardından öğrenciler hijyenik ve sıcak bir ortam sunan yeni sınıflarına kavuşmuş oldu.

Pozitif etkilerin iyilikten ve birliktelikten doğduğuna inanan Klassis ve Interface, eğitim yapılarına yaptığı mekansal destek sayesinde 4.000 m²’ ye yakın alanda halı değişimi sağlamış oldu. Klassis, daha sağlıklı mekân üretimine yaptığı katkıyı sürdürmek adına benzer sosyal sorumluluk projelerine imza atmaya önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

 ‘Generation iGen’ den 6 Eğitim ve İş Yapma Trendi

 

Teknoloji olmadan asla yaşayamayan ilk nesil, eğitim ve iş manzaralarını değiştiriyor.

Doğduğun günden bu yana modern teknolojiyle büyüdüğünü hayal edebiliyor musun? iGen hayal edebiliyor. 1995-2012 yılları arasında doğan iGen, internete ve kişisel cihazlara evrensel erişimi olmayan bir dünyayı asla deneyimlemeyen ilk nesildir. En eski anılarına bağlı teknoloji sayesinde, iGen, daha önce herhangi bir neslin deneyimlemediği şekilde, çalışma hayatına ve okula farklı bir şekilde bakıyor.

Steelcase, bu eşsiz grup ve eğitim ve işyeri tasarımındaki ufuktaki trendler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Londra’daki Clerkenwell Tasarım Haftası’nın 10. yıldönümünü ziyaret etti. Orangebox Dijital Yöneticisi Nathan Hurley orada “Akıllı Öğrenme: iGen’in Eğitim Deneyimi İşyerini Nasıl Etkileyecek” hakkında görüşlerini açıkladı. Hurley’nin bu nesli öncüllerinden farklı kılan şeyleri ve bugün ve yüksek öğretim kurumlarını ve işyeri tasarımını etkilediğine inandığı altı trend hakkındaki fikirleri şöyle:

1. Akıllı Öğrenme: Büyük İşletme ve Daha Büyük Markalar
iGen yetişkinleri, eğitim söz konusu olduğunda bile kendilerini sabit müşteriler olarak görüyorlar. Hurley, yalnızca akademik mükemmelliği ile tanınan bir üniversiteyi aramak yerine, öğrencilerin aradıkları deneyimi sağlayacak öğrenciler için nasıl “alışveriş” yaptıklarını aşağıdaki gibi özetledi.

Dikkatlerini çekmek için, yüksek öğrenim kurumları, büyük şirketlerle aynı şekilde markalaşarak bir yaşam tarzı satmaya yatırım yapıyorlar. Londra Büyükşehir Üniversitesi’nden araştırmacılar, üç üniversitenin pazarlama etkileri konusunda üniversiteye girmesi muhtemel 190’dan fazla genç yetişkini araştırdı. Sonuçlar, öğrencilerin bir üniversitenin sosyal ortamına odaklanan değer markalama öğelerini ve bir üniversiteyi değerlendirirken kurumun misyonuna ve değerlerine odaklanan daha geleneksel pazarlama materyallerinden çok daha yüksek olan öğrenci desteği miktarını göstermektedir.

2. Sosyal Kampüs
Kütüphane yeni öğrenci birliğidir. Sessiz, odak iş için bir yerden geçiş yapan kütüphaneler artık öğrencilerin tek başlarına veya çeşitli ortamlarda birlikte çalışabilecekleri hiper bağlantılı alanlardır. Yenilikçi tasarımlar öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayarak en verimli olmak için ne zaman, nerede ve nasıl çalışmak istediklerine dair bir seçenek sunar.

Güzel kütüphanelerde okuduktan ve işbirliği yaptıktan sonra, iGen mezunları genellikle bekledikleri teknoloji ve performansa sahip olmayan işyerlerine girerler. Alan, işlevsellik ve tasarım açısından düşürmek, onları işyerinden memnuniyetsizlik potansiyeli ile karşılar. Hurley, kuruluşların teknolojiye öncelik vermeleri ve en iyi yetenekleri çekmek ve elde tutmak için çeşitli alanlar sunmaları gerektiğine dikkat çekiyor.

3. Ters Çevrilmiş Öğrenme
Hepimiz 4 C’yi duyduk – iletişim, işbirliği, eleştirel düşünme ve yaratıcılık. Şirketler bugün bu yumuşak becerileri öğrencilerde arıyorlar, bu yüzden yüksek öğrenimde geliştirilmeleri ve geliştirilmeleri hayati önem taşıyor. Bu davranışları destekleyen bir pedagoji, öğrencilerin evde profesörlerinin önceden kaydedilmiş video derslerini izledikleri ve sınıftaki akranları ile ödev yaptıkları öğrenme sürecidir. Ters çevrilmiş bir sınıf, hareketliliği, grup çalışmasını ve bilgi ile etkileşimi teşvik eden farklı bir tasarım yaklaşımı gerektirir.

4. Üniversite ‘YouTube’
iGen’in YouTube’da öğrenemeyeceği çok az şey var. 2017 yılında YouTube, insanların platformda her gün 1 milyar saatin üzerinde video izlediğini bildirdi. iGen çevrimiçi öğrenmeye aşinadır ve bunu geleneksel yöntemlere tercih ederler. Online eğitimdeki bu güven, Massive Open Online Kurslarında (MOOC) popülerliğe yol açtı. Hurley, burada herkesin, her yerde talep üzerine bir şeyler öğrenebileceğini söylüyor.

Bu derslerin fiziksel alan üzerinde bir etkisi vardır, bu da öğrencilerin daha akıcı olduklarını gösterir, böylece öğrencilerin eğitim aldıkları dijital alanı yansıtır. Eğitim kurumları ve işyerleri öğrenim için daha gayri resmi ve esnek araçlara yönelmeyi düşünmelidir.

5. Kariyer ‘Tinder’
iGen yaşam boyu bir iş bulmaya çalışmıyor; on yıl boyunca aynı işe sahip olmayı düşünmüyorlar. Potansiyel pozisyonlar için açık fikirli olmak, Switch App ve Labor Xchange gibi uygulamalar binlerce iş fırsatına anında erişim sağlayarak birçok iGener’in yeni bir iş için bir tarih bulmakta olduğu gibi sola veya sağa kaydırmasına izin vermekte.

Ancak, işe alım yapanlara ne olur? Kuruluşlar, yeni bir iş bir tık uzakta olduğunda iGen işçilerini kalmaya nasıl teşvik ediyor? Bu soruların cevapları tam olarak gelişmemiştir, ancak Hurley şimdi eğitimi ve öğrenmenin ve çalışmanın gerçekleştiği fiziksel alanı yeniden düşünmek için mükemmel bir fırtınada olduğumuzu önermekte.

6. Yapışkan Kampüs
Google bir çalışanın kampüste ihtiyaç duyduğu her şeyi sunar – her öğün için ücretsiz yiyecek, spor salonları, masaj terapistleri – avantajlar çok iyidir, işçiler kalır. Hurley, üniversiteler Google gibi yenilikçi şirketlerin liderliğini takip ediyor. İlk kez, yüksek öğrenim kurumları, 7/24 açık ve en iyi deneyimi sunan kampüsler yaratarak, büyük öğrencilerin ayrılmayı hayal edemediği bir deneyim olan deneyimsel tasarımla ilgileniyor.

https://www.steelcase.com/research/articles/topics/education/six-education-work-trends-generation-igen/

Türk Sporunun ve Genç Sporcuların Destekçisi Klassis

2017 ve 2018 yıllarında Türkiye Ralli Genç Pilotlar Şampiyonası’nda üst üste iki kez şampiyon olan Ralli Pilotu And Sunman, Klassis’in de sponsor olduğu Castrol Ford Team çatısı altında yarıştığı 12-13 Ekim 2019 tarihlerinde Kocaeli’de gerçekleşen yarıştan da ödülle döndü.

37. Ford Otosan Kocaeli Rallisi’ni kendi kategorisinde ilk sırada tamamlayarak şampiyonluk yolunda büyük avantaj elde eden And Sunman ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İstikrarlı çizgisini devam ettiren pilot, motor sporlarının desteklenmesi gerektiğinin altını çizerek sponsorluk anlaşmalarının önemini vurguladı. Motor sporlarına olan merakını ve kariyerine nasıl başladığını anlatan Sunman’ın, geleceğe dair hedeflerinden bahsettiği ve genç sporculara tavsiyelerde bulunduğu röportajını aşağıda bulabilirsiniz.

Motor sporlarına merakınız ne zaman başladı? Ne zaman ralli pilotu olmaya karar verdiniz?

Motor sporlarına merakımın ne zaman oluştuğuna tam olarak hatırlayamıyorum. Küçüklüğümde bile çeşitli motor sporu dallarını izler ve otomobillerin süratleri ve sürücülerin değişik pilotajlarından çok etkilenirdim. Yaşım ilerledikçe de ilgim biraz daha şekil almaya başladı ve bu kadar çeşitliliği olan bir spor dalında özellikle hangi dalları sevdiğime karar verebilir vaziyete geldim. Bunların arasında Ralli de vardı, fakat her ne kadar etkilenmiş olsam da bu sporun bir parçası olabileceğimi hayal bile edemezdim. Ta ki yaklaşık 5-6 yıl önce babam ve annem Türkiye Historik Ralli Şampiyonasına bir adet Fiat 131 ile katılana kadar. Onların bu girişimi, bana artık bu sporun bir parçası olabileceğimi gösterdi. Yolculuğuma Prokart ve V2 Challenge gibi pist yarışları ve Karşıyaka Tırmanma yarışı ile başladım. Hemen ardından da ailemin bana bir adet Fiesta R2 ralli otomobili temin etmesi ile ralli maceram başlamış oldu.

2017 ve 2018’de kendi kategorinizde şampiyon oldunuz. Genç yaşınızda elde ettiğini bu başarıları neye bağlıyorsunuz? Başarılı olmanızdaki en büyük etkenler nelerdir?

Ailemin bu konudaki hem maddi hem manevi desteği, ralli kariyerimi başlatmış olan en büyük etken. Bunların yanı sıra Castrol Ford Team Türkiye gibi profesyonel bir yarış

garajında yarışmanın sunduğu imkanlar, hayatımda önemli yeri olan insanların verdiği manevi destek, ve tabii ki Klassis gibi değerli sponsorların verdiği destekler bu spordaki başarımın arkasındaki en büyük etkenler. Arkasında böyle körükleyici kuvvetler olan sporcunun üstüne düşen şey ise kararlılığını korumak ve çok çalışmak.

Motor sporlarının ülkemizde yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz? Motor sporlarında daha iyi yerlere gelinebilmesi için ne gibi çalışmalar yapılmalı?

Ülkemizde motor sporları maalesef zamanında gördüğü desteği ve ilgiyi görmemektedir. Bu spor için farkındalık oluşturmak çok önemli. Daha fazla reklamı yapılmalı, sürekliliği ve sporcu kitlesinin korunması için de sporculara daha çok destek olunmalı.

 Sponsorluk anlaşmalarının sporda nasıl bir öneme sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

Motor sporları heyecanlı ve ekstrem olduğu kadar yüksek maliyetli sporlardır. Bu durumlarda sponsor desteği bu sporun yapılabilmesindeki en önemli etkenlerden biridir.

Motor sporlarındaki kariyeriniz ile ilgili olarak gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Ralli sporunda birçok klasman bulunmaktadır ve bu klasmanların bazıları diğerlerine göre daha fazla rekabet içermektedir. Yarışmacı olarak katıldığım ilk iki sezonumda Gençler Şampiyonluğu elde ettim ve artık kendime daha yüksek bir hedef koymak istiyorum. Hedefim kendimi git gide daha da zorlu olacak klasmanlarda geliştirerek ve bu klasmanlarda da başarılar elde ederek olabileceğimin en iyisi olmak. Daha da uç bir hedef olarak yurt dışında yarışabilmeyi söyleyebilirim.

Genç bir sporcu olarak motor sporuna meraklı diğer gençlere vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Motor sporlarına meraklı ve heyecanlı bütün gençlere vereceğim ilk tavsiye istedikleri heyecanı trafikte aramamaları olur. Son zamanlarda daha fazla genci motor sporlarının içine sokmayı hedefleyen Tosfed Yıldızını Arıyor gibi organizasyonlar meydana çıktı. Bu gibi organizasyonlar, meraklı gençlerin kesinlikle kaçırmaması gereken fırsatlar. Motor sporlarını takip etmelerini ve bu spora dahil olabilecekleri her türlü fırsatı kollamalarını, karşılarına çıktığı anda değerlendirmelerini tavsiye ederim.

‘Yeni İş & Yeni Kurallar’ Steelcase Flex ile yeniden tanımlandı.

Firmalar, tüketicilerin neye ihtiyaç duyduklarını anlama yarışındalar. Rakiplerinden daha yenilikçi, daha fantastik ve yaşamı değiştiren bir şeyler sunmak en büyük hedefleri. Bu yüzden yöneticiler odaklarını ekiplere yönelttiler; yenilikçiliği teşvik etmek ve sunabilecekleri farklı düşünce ve yaratıcılığı sağlamak için bir kültür inşa etmek birinci öncelikleri.

Steelcase tarafından yürütülen yeni bir araştırmaya göre, insanların % 90’ı yeni ve daha iyi fikirler oluşturmak için işbirliğinin şart olduğunu söylüyor. Benzer şekilde yöneticilerin de % 93’ü başarılı bir fikir üretmek için işbirliğinin gerekli olduğuna inanıyor. İşbirliğinin arttırıldığı bir çalışma prensibini benimsemek günümüzde daha da önem kazanmakta.

Steelcase araştırmacıları ve tasarımcıları 20 yıldan fazla bir süredir işbirliği üzerinde çalışıyorlar. Son zamanlarda yaşanan, yeni bir tür ekip çalışmasına doğru makro kaymayı anlamak adına Kuzey Amerika, Orta Doğu ve Avrupa’daki yüksek performanslı ekipleri inceleyen Steelcase, iki baskın iş türüne odaklanmış ekiple karşılaştı:

Yeni Fikir Üretimi: Yeni ürün, hizmet ve çözümleri hayal etmek ve yaratmak.
Kusursuz Uygulama: Hızlı ve öngörülebilir şekilde pazara fikir üretmek ve geliştirmek.

Odak alanlarının ne olduğuna bakılmaksızın, bu ekipler karmaşık sorunları çözme ve işi daha hızlı yapma konusunda baskı altındalar. Bireyler, genel takıma katkılarındaki önceliklerinde aşırı işbirlikçiler. Araştırmamızda gördük ki, günleri hiç bitmeyen bilgi ve fikir alış verişiyle dolu, ekip içi öğrenmeyi harekete geçiren, meraklarını ve müşteriyle olan bağlantılarını geliştiren birçok çalışan var. Hızlı yineleme döngülerinde işleyen işler birbirine bağlılar ve projeler akıcı bir forma sahip. Bu karşılıklı bağımlılık ve hız, temel olarak, eski takım kavramından farklı.

Yeni Takımların Farkı Ne?

Bu ekiplerin çoğu, çalışmalarını yapılandırmak için tasarım düşünme metodolojilerini ve çevik davranışları benimsemiş durumdalar. Birçok ekip, daha hızlı hareket etmelerine ve müşterileriyle daha yakın olmalarına yardımcı olmak için günlük stand-up, sprint ve atölye çalışmaları gibi uygulamaları kullanıyorlar. Bu etkinlikleri ve davranışları anlayarak, bu ekiplerin yeni şekillerde çalışmasına yardımcı olacak alanlar tasarlayabiliriz.

Yaratıcı problem çözme, tasarım odaklı düşünme metodolojisi fiziksel ve bilişsel olarak aktif bir yapıya sahiptir. İnsanlar ayakta durur, oturur, çizer, hareket ettirir ve malzemeleri ve nesneleri hareket ettirir. ‘Yeni İş’ artık çok daha dinamik ve hızlı. Bu yüzden de ekipler, atölye çalışmalarına liderlik etmek, beyin fırtınası yapmak, duvarları ve yazı tahtalarını içerikle doldurmak ve fikirlerini paylaşmak için bir araya gelmekteler. Ekip üyeleri birlikte oturuyorlar ve böylece gerçek zamanlı olarak birbirleriyle etkileşime girebiliyorlar, uyum kuruyorlar ve daha hızlı çalışıyorlar. Ayrıca, odaklanmak, bilgileri özümsemek ve kendi fikirlerini işlemek için gruptan çekilme anlarına ihtiyaç duyuyorlar.

Çevik Dönüşüm

Çeviklik, başlangıçta yazılımcıların geliştirdiği ve şimdi hız, esneklik ve müşteri odaklılığı arttırmak için birçok endüstri tarafından kullanılan bir dizi değer ve ilkeyi kapsayan bir kavram. Çevik ekipler, çalışmaların hızlı bir şekilde yürütülmesi, ilerlemenin izlenmesi ve iş akışını yeniden düzenlemesi için bir dizi faaliyet yapılandırırlar. Uygulamaları günlük stand-up toplantıları, çift tabanlı çalışma, sprint incelemeleri ve sprint retrospektiflerini içerir. Bu ekipler sürekli olarak çalışma modları arasında geçiş yaparak, tek başına ve işin gerektirdiği şekilde birlikte çalışırlar.

Peki Yeni Takımlar Ne İstiyor?

Steelcase araştırmacılarına göre, şirketler ekiplerini daha iyi hale getirmek için bu 3 şeyi göz önünde bulundurmalı:

Takımlar için bir “ev” inşa et çünkü ekip alanının rolü sadece çalışmanın kendisini desteklemesi değildir, aynı zamanda insan boyutuyla ilgilidir.
Süreç yönetimi için “esnek bir alan” oluştur çünkü ekipler, süreçlerine ayak uydurabilen ve akışlarını devam ettiren dinamik bir alana ihtiyaç duyarlar
Takımları güçlendirin çünkü ekipler, bireysel tercihler ve proje ihtiyaçları ile hızlı bir şekilde başa çıkmak için çevreleri üzerinde kontrole ihtiyaç duyarlar.

‘Steelcase Flex’ ile Tanışın

‘Steelcase Flex’ çalışma hayatına yeni bir soluk getirmek amacıyla Steelcase araştırmacılarının, yeni çalışma hayatına ilişkin analizlerini derledikleri ‘Yeni İş & Yeni Kurallar’ makalesi ışığında geliştirilmiş bir koleksiyondur. Koleksiyon, kendi başlarına iyi çalışan entegre bir ürün ailesi olduğu kadar, tüm koleksiyonun farklı türlerde ekip alanları oluşturmak için birlikte en iyi şekilde çalışmasını sağlayan akıllı ve düşünceli detaylarla tasarlanmıştır.

Koleksiyonun ilkeleri ekiplerin güçlendirilmesine, mekanların talep üzerine değişikliğe adapte olabilme esnekliğine, iş akış sürecinin takip edilebilirliğine, her tür ekibe uyumluluğa, çoklu çalışma modellerini destekleme kapasitesine, dinamik takım komşuluklarına, mobil olabilmeye, ‘wellbeing’i herkes için gerçeklemeye, mahremiyetin korunmasına, yüksek performans sağlamaya ve teknolojik olarak en yeniyi kullanmaya dayanmaktadır.

Steelcase Flex koleksiyonu, ekiplere, talep üzerine yeniden düzenlenebilecek alanlar yaratırken, kişisel tercihler ve proje ihtiyaçları için doğru olan mekanlar ve ortamlar yaratma konusunda güç vermektedir. Küçük çaba ile ekip tarafından talep üzerine uyarlanabilen koleksiyon kendiliğindenlik için tasarlanmıştır – farklı günlük aktiviteler arasında bir beyin fırtınasından bir atölyeye veya stand-up’tan sprint incelemesine geçmeyi kolaylaştırır.

Çalışma sürecini görünür ve takip edilebilir kılan Steelcase Flex, ekiplerin çalışmalarını nereye giderse gitsinler, oluşturmaları, paylaşmaları ve taşımaları için geniş fırsatlar sunmaktadır. İnsanlar işten etkinliğe geçerken tam doğru ortamı yaratabilen koleksiyon, bireyin görüşünü kaybetmeden ekibin ihtiyaçlarını karşılayarak, çoklu çalışma modlarını olanaklı kılmaktadır. Hiper-işbirliğine dayalı ekiplerin değişen etkinliklerini ve davranışlarını destekleyen Steelcase Flex, sunduğu konfor ve mobiliteye uygun yapısı ile çalışanlar için mutlu bir iş hayatı vaat etmektedir.

Günlük aktiviteler kadar hızlı hareket etmek için tasarlanmış yüksekliği ayarlanabilir masa, sadece tek bir kabloyla hareket etmenizi sağlayan tek kordonlu entegre teknoloji, gizlilik veya mütevazı tercihler için ve tek veya çift kullanımlı olarak konumlandırmanıza izin veren üstü kavisli ekranlar bunlardan sadece birkaçı.

 

Pozitif Etki Yaratma Yolları Yazı Dizisi – II | Karbon Nötr Malzemeler

Dünya Sağlık Örgütü ve Hastalık Kontrol Merkezleri, iklim değişikliğinin 21. yüzyılda insan sağlığı için en büyük tehdit olduğunu söylüyor. Yapılı çevrenin Dünya’nın iklimi üzerindeki olumsuz etkisini durdurmak ve hatta tersine çevirmek için, bir projenin tüm karbon ayak izini neyin oluşturduğunu anlamak önemlidir. Bir bina için, bu iki tür karbon emisyonuna bakmak anlamına gelir:

  • Operasyonel karbon, bir binanın ömrü boyunca kullandığı (ısıtma ve soğutma gibi) enerjiden kaynaklı yayılan karbon dioksittir.
  • Gömülü karbon, inşaat malzemelerinin üretimi, nakliyesi ve inşaatı sırasında yayılan karbon dioksittir.

Her iki emisyon türünün azaltılması anahtar önem arz ediyor, ancak en büyük ve en acil eylem gömülü karbonu azaltmaktır. Bu alanda, mimarlar ve tasarımcılar bir inşaat projesine giren malzemelerin ne olduğu üzerinde büyük bir etkiye sahip tabii. Dikkatli ürün seçimi sayesinde, yeni inşa ve yenileme projelerinde karbon ayak izinin azaltılmasına yardımcı olunabilir. Ve üreticilere ürünlerinin karbon ayak izini sorarak, tüm ürün tedarik zincirleri dönüştürülebilir.

Düşük karbonlu ürünleri tanımlamanıza yardımcı olacak araçlar da mevcuttur. Bu yılki Greenbuild’de ilk defa yapılan, yeni ve ücretsiz bir çevrimiçi kaynak olan “İnşaat Hesaplaması (EC3) aracı”, tasarımcılara farklı bina ürünlerinin bir projenin karbon ayak izine nasıl katkıda bulunduğunu anlamalarında yardımcı olabilir. EC3 aracı, gömülü karbon emisyonlarını azaltan ürün ve malzemelerin seçimi için pratik stratejiler sağlayabilir. Ayrıca, karşılaştırmalı olarak fiyatlandırılan ürünleri de gösterir; bu nedenle “daha ​​çevreci” bir ürün elde etmenin bir maliyet sorunu olması gerekmez.

Pozitif Etki Yaratma Yolları Yazı Dizisi – I | Şeffaflık Dokümantasyonu

 

İnşaat sektörünün dünyanın en büyük sera gazı üretimine yol açtığını biliyor muydunuz?

Toplam küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 40’ından bahsediyoruz… Ve uzmanlar, küresel ısınma kritik noktasından dönebilmeyi istiyorsak yapılı çevrelerden kaynaklı karbon salınımını önümüzdeki 15 yıl içerisinde minimalize etmek durumundayız. Aynı zaman zarfında, dünya genelinde 900 milyar metrekare yeni bina ve büyük yenileme çalışmalası öngörülürken hem de…

Architecture 2030’a göre, küresel bina stoğuna 2,3 trilyon metrekare yeni alan ekleyerek 2060’a gelene kadar var olanın ikiye katlanması bekleniyor.

Bunu bilerek, mimarlar ve tasarımcılar yeşil özellikleri barındıran, döngüsel bir ekonomiyi ve daha sağlıklı bir iklimi destekleyen ürünleri seçmeyi önemsemek durumundalar. İmkansız mı görünüyor? Doğru bilgi ve araçlarla bu seçimi sağlamak, aslında düşündüğünüzden daha kolay.

Gerçek şeffaflığı isteyin!

Sürdürülebilir ürünler üretme dürtüsü arttıkça, bu ürünlerin çevre ve sağlık iddialarının meşruiyetini sağlama ihtiyacı da artmaktadır. Öyleyse, ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini değerlendirmek çok önemlidir, denebilir.

Bu bilgiyi bulmanın ve teyitlemenin bazı kilit yolları nelerdir, derseniz cevap: Şeffaflık dokümantasyonu.

Çevresel Ürün Beyanları (Environmental Product Declarations: EPD’ler), ürünlerin yaşam döngüsü ve çevresel etkisi hakkında şeffaf, doğrulanmış ve karşılaştırılabilir bilgiler sunar. Yalnızca yeşil bir iddia veya sözle değil, bir EPD ürün bilgilerini tutarlı bir şekilde paylaşır, kamuya açık bir standarda göre onaylı ve güvenilir bir üçüncü taraf görüşü sağlar.

Sağlıklı Ürünü Bildirimleri (Health Product Declarations: HPD’ler) ürün bileşenlerini ve tehlikelerini açıklar. Bir HPD, iyileştirme fırsatlarını keşfetmek ve o ürünün kullanılma şekli için herhangi bir tehlikenin var olup olmadığı hakkında bilgi sağlamak adına doğru bir kaynaktır.

Üreticiler, üretim süreçleri, ürün içerikleri ve hem çevre hem de insan sağlığı üzerindeki genel etkileri hakkında bilgi vermelidir. Şeffaflık belgeleri bu bilgiyi bulmak için harika bir başlangıçtır, ancak kişisel açıklamaların ve tasdiklenmemiş sözlerin; bir üründe neler olduğuna dair tüm resmi veya olabilecek sağlık etkilerini her zaman size sunmadığını unutmayın. Bu nedenle daha derine inmek kritik öneme sahip: Üreticilerin, ürünlerinin güçlü ve zayıf yönlerini aktarma süreçleri hakkında daha fazla bilgi isteyin.