Blog

Klassis’ ten Köy Okullarına Destek

Klassis, 2019 yılında, ürün yelpazesi içinde bulunan Interface markası ve Microsoft’un desteğiyle çok değerli bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Doğu ve Güneydoğu illerinde eğitim veren ilkokul, ortaokul ve lise binalarının fiziki koşullarını iyileştirmek adına geliştirilen projede, sınıf ve ortak alanların zeminleri halı ile kaplandı. Bu sayede öğrenciler ve eğitimciler, daha sağlıklı ve daha sıcak bir eğitim ortamına sahip oldular.

Microsoft Ankara ve İstanbul ofis binalarındaki iç mimari yenileme çalışmaları çerçevesinde yenilenecek olan halıların büyük çoğunluğu okullarda kullanılmak üzere temizlendi. Köy Okulları Yardım Derneği, Baykuşhane gibi değerli ekiplerden de alınan bilgilerle de birlikte Doğu ve Güneydoğu illerinde zemin kaplamasına ihtiyaç duyan okullar tespit edildi. Interface karo halılarının uzun seneler kullanıma olanak veren yapısı sayesinde halılar ilk günkü kadar yeni ve temiz bir şekilde tüm destek ekipmanı ile birlikte köy okullarına iletildi. Öğretmenlerden velilere kadar büyük bir destekle yapılan uygulamanın ardından öğrenciler hijyenik ve sıcak bir ortam sunan yeni sınıflarına kavuşmuş oldu.

Pozitif etkilerin iyilikten ve birliktelikten doğduğuna inanan Klassis ve Interface, eğitim yapılarına yaptığı mekansal destek sayesinde 4.000 m²’ ye yakın alanda halı değişimi sağlamış oldu. Klassis, daha sağlıklı mekân üretimine yaptığı katkıyı sürdürmek adına benzer sosyal sorumluluk projelerine imza atmaya önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

 ‘Generation iGen’ den 6 Eğitim ve İş Yapma Trendi

 

Teknoloji olmadan asla yaşayamayan ilk nesil, eğitim ve iş manzaralarını değiştiriyor.

Doğduğun günden bu yana modern teknolojiyle büyüdüğünü hayal edebiliyor musun? iGen hayal edebiliyor. 1995-2012 yılları arasında doğan iGen, internete ve kişisel cihazlara evrensel erişimi olmayan bir dünyayı asla deneyimlemeyen ilk nesildir. En eski anılarına bağlı teknoloji sayesinde, iGen, daha önce herhangi bir neslin deneyimlemediği şekilde, çalışma hayatına ve okula farklı bir şekilde bakıyor.

Steelcase, bu eşsiz grup ve eğitim ve işyeri tasarımındaki ufuktaki trendler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Londra’daki Clerkenwell Tasarım Haftası’nın 10. yıldönümünü ziyaret etti. Orangebox Dijital Yöneticisi Nathan Hurley orada “Akıllı Öğrenme: iGen’in Eğitim Deneyimi İşyerini Nasıl Etkileyecek” hakkında görüşlerini açıkladı. Hurley’nin bu nesli öncüllerinden farklı kılan şeyleri ve bugün ve yüksek öğretim kurumlarını ve işyeri tasarımını etkilediğine inandığı altı trend hakkındaki fikirleri şöyle:

1. Akıllı Öğrenme: Büyük İşletme ve Daha Büyük Markalar
iGen yetişkinleri, eğitim söz konusu olduğunda bile kendilerini sabit müşteriler olarak görüyorlar. Hurley, yalnızca akademik mükemmelliği ile tanınan bir üniversiteyi aramak yerine, öğrencilerin aradıkları deneyimi sağlayacak öğrenciler için nasıl “alışveriş” yaptıklarını aşağıdaki gibi özetledi.

Dikkatlerini çekmek için, yüksek öğrenim kurumları, büyük şirketlerle aynı şekilde markalaşarak bir yaşam tarzı satmaya yatırım yapıyorlar. Londra Büyükşehir Üniversitesi’nden araştırmacılar, üç üniversitenin pazarlama etkileri konusunda üniversiteye girmesi muhtemel 190’dan fazla genç yetişkini araştırdı. Sonuçlar, öğrencilerin bir üniversitenin sosyal ortamına odaklanan değer markalama öğelerini ve bir üniversiteyi değerlendirirken kurumun misyonuna ve değerlerine odaklanan daha geleneksel pazarlama materyallerinden çok daha yüksek olan öğrenci desteği miktarını göstermektedir.

2. Sosyal Kampüs
Kütüphane yeni öğrenci birliğidir. Sessiz, odak iş için bir yerden geçiş yapan kütüphaneler artık öğrencilerin tek başlarına veya çeşitli ortamlarda birlikte çalışabilecekleri hiper bağlantılı alanlardır. Yenilikçi tasarımlar öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayarak en verimli olmak için ne zaman, nerede ve nasıl çalışmak istediklerine dair bir seçenek sunar.

Güzel kütüphanelerde okuduktan ve işbirliği yaptıktan sonra, iGen mezunları genellikle bekledikleri teknoloji ve performansa sahip olmayan işyerlerine girerler. Alan, işlevsellik ve tasarım açısından düşürmek, onları işyerinden memnuniyetsizlik potansiyeli ile karşılar. Hurley, kuruluşların teknolojiye öncelik vermeleri ve en iyi yetenekleri çekmek ve elde tutmak için çeşitli alanlar sunmaları gerektiğine dikkat çekiyor.

3. Ters Çevrilmiş Öğrenme
Hepimiz 4 C’yi duyduk – iletişim, işbirliği, eleştirel düşünme ve yaratıcılık. Şirketler bugün bu yumuşak becerileri öğrencilerde arıyorlar, bu yüzden yüksek öğrenimde geliştirilmeleri ve geliştirilmeleri hayati önem taşıyor. Bu davranışları destekleyen bir pedagoji, öğrencilerin evde profesörlerinin önceden kaydedilmiş video derslerini izledikleri ve sınıftaki akranları ile ödev yaptıkları öğrenme sürecidir. Ters çevrilmiş bir sınıf, hareketliliği, grup çalışmasını ve bilgi ile etkileşimi teşvik eden farklı bir tasarım yaklaşımı gerektirir.

4. Üniversite ‘YouTube’
iGen’in YouTube’da öğrenemeyeceği çok az şey var. 2017 yılında YouTube, insanların platformda her gün 1 milyar saatin üzerinde video izlediğini bildirdi. iGen çevrimiçi öğrenmeye aşinadır ve bunu geleneksel yöntemlere tercih ederler. Online eğitimdeki bu güven, Massive Open Online Kurslarında (MOOC) popülerliğe yol açtı. Hurley, burada herkesin, her yerde talep üzerine bir şeyler öğrenebileceğini söylüyor.

Bu derslerin fiziksel alan üzerinde bir etkisi vardır, bu da öğrencilerin daha akıcı olduklarını gösterir, böylece öğrencilerin eğitim aldıkları dijital alanı yansıtır. Eğitim kurumları ve işyerleri öğrenim için daha gayri resmi ve esnek araçlara yönelmeyi düşünmelidir.

5. Kariyer ‘Tinder’
iGen yaşam boyu bir iş bulmaya çalışmıyor; on yıl boyunca aynı işe sahip olmayı düşünmüyorlar. Potansiyel pozisyonlar için açık fikirli olmak, Switch App ve Labor Xchange gibi uygulamalar binlerce iş fırsatına anında erişim sağlayarak birçok iGener’in yeni bir iş için bir tarih bulmakta olduğu gibi sola veya sağa kaydırmasına izin vermekte.

Ancak, işe alım yapanlara ne olur? Kuruluşlar, yeni bir iş bir tık uzakta olduğunda iGen işçilerini kalmaya nasıl teşvik ediyor? Bu soruların cevapları tam olarak gelişmemiştir, ancak Hurley şimdi eğitimi ve öğrenmenin ve çalışmanın gerçekleştiği fiziksel alanı yeniden düşünmek için mükemmel bir fırtınada olduğumuzu önermekte.

6. Yapışkan Kampüs
Google bir çalışanın kampüste ihtiyaç duyduğu her şeyi sunar – her öğün için ücretsiz yiyecek, spor salonları, masaj terapistleri – avantajlar çok iyidir, işçiler kalır. Hurley, üniversiteler Google gibi yenilikçi şirketlerin liderliğini takip ediyor. İlk kez, yüksek öğrenim kurumları, 7/24 açık ve en iyi deneyimi sunan kampüsler yaratarak, büyük öğrencilerin ayrılmayı hayal edemediği bir deneyim olan deneyimsel tasarımla ilgileniyor.

https://www.steelcase.com/research/articles/topics/education/six-education-work-trends-generation-igen/

Türk Sporunun ve Genç Sporcuların Destekçisi Klassis

2017 ve 2018 yıllarında Türkiye Ralli Genç Pilotlar Şampiyonası’nda üst üste iki kez şampiyon olan Ralli Pilotu And Sunman, Klassis’in de sponsor olduğu Castrol Ford Team çatısı altında yarıştığı 12-13 Ekim 2019 tarihlerinde Kocaeli’de gerçekleşen yarıştan da ödülle döndü.

37. Ford Otosan Kocaeli Rallisi’ni kendi kategorisinde ilk sırada tamamlayarak şampiyonluk yolunda büyük avantaj elde eden And Sunman ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İstikrarlı çizgisini devam ettiren pilot, motor sporlarının desteklenmesi gerektiğinin altını çizerek sponsorluk anlaşmalarının önemini vurguladı. Motor sporlarına olan merakını ve kariyerine nasıl başladığını anlatan Sunman’ın, geleceğe dair hedeflerinden bahsettiği ve genç sporculara tavsiyelerde bulunduğu röportajını aşağıda bulabilirsiniz.

Motor sporlarına merakınız ne zaman başladı? Ne zaman ralli pilotu olmaya karar verdiniz?

Motor sporlarına merakımın ne zaman oluştuğuna tam olarak hatırlayamıyorum. Küçüklüğümde bile çeşitli motor sporu dallarını izler ve otomobillerin süratleri ve sürücülerin değişik pilotajlarından çok etkilenirdim. Yaşım ilerledikçe de ilgim biraz daha şekil almaya başladı ve bu kadar çeşitliliği olan bir spor dalında özellikle hangi dalları sevdiğime karar verebilir vaziyete geldim. Bunların arasında Ralli de vardı, fakat her ne kadar etkilenmiş olsam da bu sporun bir parçası olabileceğimi hayal bile edemezdim. Ta ki yaklaşık 5-6 yıl önce babam ve annem Türkiye Historik Ralli Şampiyonasına bir adet Fiat 131 ile katılana kadar. Onların bu girişimi, bana artık bu sporun bir parçası olabileceğimi gösterdi. Yolculuğuma Prokart ve V2 Challenge gibi pist yarışları ve Karşıyaka Tırmanma yarışı ile başladım. Hemen ardından da ailemin bana bir adet Fiesta R2 ralli otomobili temin etmesi ile ralli maceram başlamış oldu.

2017 ve 2018’de kendi kategorinizde şampiyon oldunuz. Genç yaşınızda elde ettiğini bu başarıları neye bağlıyorsunuz? Başarılı olmanızdaki en büyük etkenler nelerdir?

Ailemin bu konudaki hem maddi hem manevi desteği, ralli kariyerimi başlatmış olan en büyük etken. Bunların yanı sıra Castrol Ford Team Türkiye gibi profesyonel bir yarış

garajında yarışmanın sunduğu imkanlar, hayatımda önemli yeri olan insanların verdiği manevi destek, ve tabii ki Klassis gibi değerli sponsorların verdiği destekler bu spordaki başarımın arkasındaki en büyük etkenler. Arkasında böyle körükleyici kuvvetler olan sporcunun üstüne düşen şey ise kararlılığını korumak ve çok çalışmak.

Motor sporlarının ülkemizde yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz? Motor sporlarında daha iyi yerlere gelinebilmesi için ne gibi çalışmalar yapılmalı?

Ülkemizde motor sporları maalesef zamanında gördüğü desteği ve ilgiyi görmemektedir. Bu spor için farkındalık oluşturmak çok önemli. Daha fazla reklamı yapılmalı, sürekliliği ve sporcu kitlesinin korunması için de sporculara daha çok destek olunmalı.

 Sponsorluk anlaşmalarının sporda nasıl bir öneme sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

Motor sporları heyecanlı ve ekstrem olduğu kadar yüksek maliyetli sporlardır. Bu durumlarda sponsor desteği bu sporun yapılabilmesindeki en önemli etkenlerden biridir.

Motor sporlarındaki kariyeriniz ile ilgili olarak gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Ralli sporunda birçok klasman bulunmaktadır ve bu klasmanların bazıları diğerlerine göre daha fazla rekabet içermektedir. Yarışmacı olarak katıldığım ilk iki sezonumda Gençler Şampiyonluğu elde ettim ve artık kendime daha yüksek bir hedef koymak istiyorum. Hedefim kendimi git gide daha da zorlu olacak klasmanlarda geliştirerek ve bu klasmanlarda da başarılar elde ederek olabileceğimin en iyisi olmak. Daha da uç bir hedef olarak yurt dışında yarışabilmeyi söyleyebilirim.

Genç bir sporcu olarak motor sporuna meraklı diğer gençlere vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Motor sporlarına meraklı ve heyecanlı bütün gençlere vereceğim ilk tavsiye istedikleri heyecanı trafikte aramamaları olur. Son zamanlarda daha fazla genci motor sporlarının içine sokmayı hedefleyen Tosfed Yıldızını Arıyor gibi organizasyonlar meydana çıktı. Bu gibi organizasyonlar, meraklı gençlerin kesinlikle kaçırmaması gereken fırsatlar. Motor sporlarını takip etmelerini ve bu spora dahil olabilecekleri her türlü fırsatı kollamalarını, karşılarına çıktığı anda değerlendirmelerini tavsiye ederim.

‘Yeni İş & Yeni Kurallar’ Steelcase Flex ile yeniden tanımlandı.

Firmalar, tüketicilerin neye ihtiyaç duyduklarını anlama yarışındalar. Rakiplerinden daha yenilikçi, daha fantastik ve yaşamı değiştiren bir şeyler sunmak en büyük hedefleri. Bu yüzden yöneticiler odaklarını ekiplere yönelttiler; yenilikçiliği teşvik etmek ve sunabilecekleri farklı düşünce ve yaratıcılığı sağlamak için bir kültür inşa etmek birinci öncelikleri.

Steelcase tarafından yürütülen yeni bir araştırmaya göre, insanların % 90’ı yeni ve daha iyi fikirler oluşturmak için işbirliğinin şart olduğunu söylüyor. Benzer şekilde yöneticilerin de % 93’ü başarılı bir fikir üretmek için işbirliğinin gerekli olduğuna inanıyor. İşbirliğinin arttırıldığı bir çalışma prensibini benimsemek günümüzde daha da önem kazanmakta.

Steelcase araştırmacıları ve tasarımcıları 20 yıldan fazla bir süredir işbirliği üzerinde çalışıyorlar. Son zamanlarda yaşanan, yeni bir tür ekip çalışmasına doğru makro kaymayı anlamak adına Kuzey Amerika, Orta Doğu ve Avrupa’daki yüksek performanslı ekipleri inceleyen Steelcase, iki baskın iş türüne odaklanmış ekiple karşılaştı:

Yeni Fikir Üretimi: Yeni ürün, hizmet ve çözümleri hayal etmek ve yaratmak.
Kusursuz Uygulama: Hızlı ve öngörülebilir şekilde pazara fikir üretmek ve geliştirmek.

Odak alanlarının ne olduğuna bakılmaksızın, bu ekipler karmaşık sorunları çözme ve işi daha hızlı yapma konusunda baskı altındalar. Bireyler, genel takıma katkılarındaki önceliklerinde aşırı işbirlikçiler. Araştırmamızda gördük ki, günleri hiç bitmeyen bilgi ve fikir alış verişiyle dolu, ekip içi öğrenmeyi harekete geçiren, meraklarını ve müşteriyle olan bağlantılarını geliştiren birçok çalışan var. Hızlı yineleme döngülerinde işleyen işler birbirine bağlılar ve projeler akıcı bir forma sahip. Bu karşılıklı bağımlılık ve hız, temel olarak, eski takım kavramından farklı.

Yeni Takımların Farkı Ne?

Bu ekiplerin çoğu, çalışmalarını yapılandırmak için tasarım düşünme metodolojilerini ve çevik davranışları benimsemiş durumdalar. Birçok ekip, daha hızlı hareket etmelerine ve müşterileriyle daha yakın olmalarına yardımcı olmak için günlük stand-up, sprint ve atölye çalışmaları gibi uygulamaları kullanıyorlar. Bu etkinlikleri ve davranışları anlayarak, bu ekiplerin yeni şekillerde çalışmasına yardımcı olacak alanlar tasarlayabiliriz.

Yaratıcı problem çözme, tasarım odaklı düşünme metodolojisi fiziksel ve bilişsel olarak aktif bir yapıya sahiptir. İnsanlar ayakta durur, oturur, çizer, hareket ettirir ve malzemeleri ve nesneleri hareket ettirir. ‘Yeni İş’ artık çok daha dinamik ve hızlı. Bu yüzden de ekipler, atölye çalışmalarına liderlik etmek, beyin fırtınası yapmak, duvarları ve yazı tahtalarını içerikle doldurmak ve fikirlerini paylaşmak için bir araya gelmekteler. Ekip üyeleri birlikte oturuyorlar ve böylece gerçek zamanlı olarak birbirleriyle etkileşime girebiliyorlar, uyum kuruyorlar ve daha hızlı çalışıyorlar. Ayrıca, odaklanmak, bilgileri özümsemek ve kendi fikirlerini işlemek için gruptan çekilme anlarına ihtiyaç duyuyorlar.

Çevik Dönüşüm

Çeviklik, başlangıçta yazılımcıların geliştirdiği ve şimdi hız, esneklik ve müşteri odaklılığı arttırmak için birçok endüstri tarafından kullanılan bir dizi değer ve ilkeyi kapsayan bir kavram. Çevik ekipler, çalışmaların hızlı bir şekilde yürütülmesi, ilerlemenin izlenmesi ve iş akışını yeniden düzenlemesi için bir dizi faaliyet yapılandırırlar. Uygulamaları günlük stand-up toplantıları, çift tabanlı çalışma, sprint incelemeleri ve sprint retrospektiflerini içerir. Bu ekipler sürekli olarak çalışma modları arasında geçiş yaparak, tek başına ve işin gerektirdiği şekilde birlikte çalışırlar.

Peki Yeni Takımlar Ne İstiyor?

Steelcase araştırmacılarına göre, şirketler ekiplerini daha iyi hale getirmek için bu 3 şeyi göz önünde bulundurmalı:

Takımlar için bir “ev” inşa et çünkü ekip alanının rolü sadece çalışmanın kendisini desteklemesi değildir, aynı zamanda insan boyutuyla ilgilidir.
Süreç yönetimi için “esnek bir alan” oluştur çünkü ekipler, süreçlerine ayak uydurabilen ve akışlarını devam ettiren dinamik bir alana ihtiyaç duyarlar
Takımları güçlendirin çünkü ekipler, bireysel tercihler ve proje ihtiyaçları ile hızlı bir şekilde başa çıkmak için çevreleri üzerinde kontrole ihtiyaç duyarlar.

‘Steelcase Flex’ ile Tanışın

‘Steelcase Flex’ çalışma hayatına yeni bir soluk getirmek amacıyla Steelcase araştırmacılarının, yeni çalışma hayatına ilişkin analizlerini derledikleri ‘Yeni İş & Yeni Kurallar’ makalesi ışığında geliştirilmiş bir koleksiyondur. Koleksiyon, kendi başlarına iyi çalışan entegre bir ürün ailesi olduğu kadar, tüm koleksiyonun farklı türlerde ekip alanları oluşturmak için birlikte en iyi şekilde çalışmasını sağlayan akıllı ve düşünceli detaylarla tasarlanmıştır.

Koleksiyonun ilkeleri ekiplerin güçlendirilmesine, mekanların talep üzerine değişikliğe adapte olabilme esnekliğine, iş akış sürecinin takip edilebilirliğine, her tür ekibe uyumluluğa, çoklu çalışma modellerini destekleme kapasitesine, dinamik takım komşuluklarına, mobil olabilmeye, ‘wellbeing’i herkes için gerçeklemeye, mahremiyetin korunmasına, yüksek performans sağlamaya ve teknolojik olarak en yeniyi kullanmaya dayanmaktadır.

Steelcase Flex koleksiyonu, ekiplere, talep üzerine yeniden düzenlenebilecek alanlar yaratırken, kişisel tercihler ve proje ihtiyaçları için doğru olan mekanlar ve ortamlar yaratma konusunda güç vermektedir. Küçük çaba ile ekip tarafından talep üzerine uyarlanabilen koleksiyon kendiliğindenlik için tasarlanmıştır – farklı günlük aktiviteler arasında bir beyin fırtınasından bir atölyeye veya stand-up’tan sprint incelemesine geçmeyi kolaylaştırır.

Çalışma sürecini görünür ve takip edilebilir kılan Steelcase Flex, ekiplerin çalışmalarını nereye giderse gitsinler, oluşturmaları, paylaşmaları ve taşımaları için geniş fırsatlar sunmaktadır. İnsanlar işten etkinliğe geçerken tam doğru ortamı yaratabilen koleksiyon, bireyin görüşünü kaybetmeden ekibin ihtiyaçlarını karşılayarak, çoklu çalışma modlarını olanaklı kılmaktadır. Hiper-işbirliğine dayalı ekiplerin değişen etkinliklerini ve davranışlarını destekleyen Steelcase Flex, sunduğu konfor ve mobiliteye uygun yapısı ile çalışanlar için mutlu bir iş hayatı vaat etmektedir.

Günlük aktiviteler kadar hızlı hareket etmek için tasarlanmış yüksekliği ayarlanabilir masa, sadece tek bir kabloyla hareket etmenizi sağlayan tek kordonlu entegre teknoloji, gizlilik veya mütevazı tercihler için ve tek veya çift kullanımlı olarak konumlandırmanıza izin veren üstü kavisli ekranlar bunlardan sadece birkaçı.

 

Pozitif Etki Yaratma Yolları Yazı Dizisi – II | Karbon Nötr Malzemeler

Dünya Sağlık Örgütü ve Hastalık Kontrol Merkezleri, iklim değişikliğinin 21. yüzyılda insan sağlığı için en büyük tehdit olduğunu söylüyor. Yapılı çevrenin Dünya’nın iklimi üzerindeki olumsuz etkisini durdurmak ve hatta tersine çevirmek için, bir projenin tüm karbon ayak izini neyin oluşturduğunu anlamak önemlidir. Bir bina için, bu iki tür karbon emisyonuna bakmak anlamına gelir:

  • Operasyonel karbon, bir binanın ömrü boyunca kullandığı (ısıtma ve soğutma gibi) enerjiden kaynaklı yayılan karbon dioksittir.
  • Gömülü karbon, inşaat malzemelerinin üretimi, nakliyesi ve inşaatı sırasında yayılan karbon dioksittir.

Her iki emisyon türünün azaltılması anahtar önem arz ediyor, ancak en büyük ve en acil eylem gömülü karbonu azaltmaktır. Bu alanda, mimarlar ve tasarımcılar bir inşaat projesine giren malzemelerin ne olduğu üzerinde büyük bir etkiye sahip tabii. Dikkatli ürün seçimi sayesinde, yeni inşa ve yenileme projelerinde karbon ayak izinin azaltılmasına yardımcı olunabilir. Ve üreticilere ürünlerinin karbon ayak izini sorarak, tüm ürün tedarik zincirleri dönüştürülebilir.

Düşük karbonlu ürünleri tanımlamanıza yardımcı olacak araçlar da mevcuttur. Bu yılki Greenbuild’de ilk defa yapılan, yeni ve ücretsiz bir çevrimiçi kaynak olan “İnşaat Hesaplaması (EC3) aracı”, tasarımcılara farklı bina ürünlerinin bir projenin karbon ayak izine nasıl katkıda bulunduğunu anlamalarında yardımcı olabilir. EC3 aracı, gömülü karbon emisyonlarını azaltan ürün ve malzemelerin seçimi için pratik stratejiler sağlayabilir. Ayrıca, karşılaştırmalı olarak fiyatlandırılan ürünleri de gösterir; bu nedenle “daha ​​çevreci” bir ürün elde etmenin bir maliyet sorunu olması gerekmez.

Pozitif Etki Yaratma Yolları Yazı Dizisi – I | Şeffaflık Dokümantasyonu

 

İnşaat sektörünün dünyanın en büyük sera gazı üretimine yol açtığını biliyor muydunuz?

Toplam küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 40’ından bahsediyoruz… Ve uzmanlar, küresel ısınma kritik noktasından dönebilmeyi istiyorsak yapılı çevrelerden kaynaklı karbon salınımını önümüzdeki 15 yıl içerisinde minimalize etmek durumundayız. Aynı zaman zarfında, dünya genelinde 900 milyar metrekare yeni bina ve büyük yenileme çalışmalası öngörülürken hem de…

Architecture 2030’a göre, küresel bina stoğuna 2,3 trilyon metrekare yeni alan ekleyerek 2060’a gelene kadar var olanın ikiye katlanması bekleniyor.

Bunu bilerek, mimarlar ve tasarımcılar yeşil özellikleri barındıran, döngüsel bir ekonomiyi ve daha sağlıklı bir iklimi destekleyen ürünleri seçmeyi önemsemek durumundalar. İmkansız mı görünüyor? Doğru bilgi ve araçlarla bu seçimi sağlamak, aslında düşündüğünüzden daha kolay.

Gerçek şeffaflığı isteyin!

Sürdürülebilir ürünler üretme dürtüsü arttıkça, bu ürünlerin çevre ve sağlık iddialarının meşruiyetini sağlama ihtiyacı da artmaktadır. Öyleyse, ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini değerlendirmek çok önemlidir, denebilir.

Bu bilgiyi bulmanın ve teyitlemenin bazı kilit yolları nelerdir, derseniz cevap: Şeffaflık dokümantasyonu.

Çevresel Ürün Beyanları (Environmental Product Declarations: EPD’ler), ürünlerin yaşam döngüsü ve çevresel etkisi hakkında şeffaf, doğrulanmış ve karşılaştırılabilir bilgiler sunar. Yalnızca yeşil bir iddia veya sözle değil, bir EPD ürün bilgilerini tutarlı bir şekilde paylaşır, kamuya açık bir standarda göre onaylı ve güvenilir bir üçüncü taraf görüşü sağlar.

Sağlıklı Ürünü Bildirimleri (Health Product Declarations: HPD’ler) ürün bileşenlerini ve tehlikelerini açıklar. Bir HPD, iyileştirme fırsatlarını keşfetmek ve o ürünün kullanılma şekli için herhangi bir tehlikenin var olup olmadığı hakkında bilgi sağlamak adına doğru bir kaynaktır.

Üreticiler, üretim süreçleri, ürün içerikleri ve hem çevre hem de insan sağlığı üzerindeki genel etkileri hakkında bilgi vermelidir. Şeffaflık belgeleri bu bilgiyi bulmak için harika bir başlangıçtır, ancak kişisel açıklamaların ve tasdiklenmemiş sözlerin; bir üründe neler olduğuna dair tüm resmi veya olabilecek sağlık etkilerini her zaman size sunmadığını unutmayın. Bu nedenle daha derine inmek kritik öneme sahip: Üreticilerin, ürünlerinin güçlü ve zayıf yönlerini aktarma süreçleri hakkında daha fazla bilgi isteyin.

Yeni İş. Yeni Kurallar.

Hiper-işbirliğinin ekip çalışmasını ve ‘ben’i nasıl yeniden tanımladığı üzerine…

En iyi iş yerlerinin, ekibin kolektif ihtiyaçlarını desteklerken, aynı zamanda bireylerin ihtiyaçlarını da besleyecek şekilde tasarlanması gerekiyor. ‘Yöneticinin sana ne dediğini unut!’ mottosuyla yeni iş yapma biçimlerini aktardığımız yazımızın özeti şöyle: “Takım”da bir “Ben” var.

Neden takımlar? Neden şimdi?
Hız, karmaşıklık, yapı bozumu; hayatta kalmak ve büyümek için şirketlerin her gün başa çıkması gereken şeyler bunlar. Şirketler yenilik yapmak zorundalar – ve bu da yeni bir işbirlikçi ekip türünü besleyen bir kültürü gerektiriyor. Takım halinde çalışan insanlar daha hızlı inovasyon yapar, daha iyi sonuçlar elde eder ve daha yüksek iş memnuniyeti bildirirler. Aslında, işyerinde işbirliğini teşvik eden şirketlerin yüksek performans gösterme olasılıkları beş kat daha fazla ve daha karlı bir tablo çiziyor.

Buna karşılık, takımlar her zamankinden daha hızlı hareket etme baskısı altında. En yüksek performanslı takımlarda durum farklı. İşleri hakkında çok az şey geçmişte yaptıklarını andırıyor. Bu yeni ekipler sürekli işbirliği yapıyor. Günleri, hızlı bir yineleme döngüsünde çalışan, hiç bitmeyen bir bilgi ve fikir alışverişiyle dolu. Görevleri birbirine bağımlı ve projeleri akıcı bir nitelik sergiliyor.

Peki bu yeni ekip çalışması her zaman yaptığımızdan farklı mı? Yüzme takımı ile basketbol takımı arasındaki farkı düşünün. Yüzücüler kendi şeritlerinde kalırlar, ancak basketbol oyuncuları sürekli etkileşimde bulunur ve geçiş yaparlar, kazanmak için birbirlerine güvenirler. Bugün takımların da bunu yapması gerekiyor – hızlı bir akışa sahip olmak, ekip üyeleri arasında zıplamak, birbirlerinin fikirlerini yineleyerek geliştirmek gerekiyor. İşin ilerlemesini sağlamak için herkes sorumluluk alımak ön koşul.

Yeni Bir İş Türü
Günümüzde birçok ekip, çalışmalarını yapılandırmak için tasarım düşüncesi metodolojilerini ve çevik davranışları benimsemekteler. Faaliyetlerini ve davranışlarını anlayarak, bu ekiplerin yeni şekillerde çalışmasına yardımcı olacak alanlar tasarlamak mümkün.

Tasarım Odaklı Düşünme
Yaratıcı problem çözme için bir metodoloji öneren tasarım odaklı düşünme yaklaşımı fiziksel ve bilişsel olarak aktif olmayı yapısında barındırıyor. Ekipler, atölye çalışmaları ve beyin fırtınası yapmak, duvarları ve yazı tahtalarını içerikle doldurmak ve fikirlerini paylaşmak için bir araya geliyorlar. Ekip üyeleri birlikte oturarak iletişimde kalıyorlar ve daha hızlı çalışıyorlar. Ayrıca, odaklanmak, bilgileri özümsemek ve kendi fikirlerini işlemek için gruptan çekilme anlarına ihtiyaç duyuyorlar. Yapılan işler bağlamında çalışanlar, ayakta duruyorlar, oturuyorlar, çiziyorlar, malzemeleri ve nesneleri hareket ettiriyorlar. Yapılan işi dinamik ve hızlı kılan da bu işleyişin kendisi.

Çevik
Çevik, yazılım geliştirmeden elde edilen süreç odaklı bir metot olarak hayatımıza girdi ve şimdi hız, esneklik ve müşteri odaklılığını geliştirmek için birçok endüstri tarafından kullanılmakta. Çevik ekipler, çalışmalarını hızlı bir şekilde yürütülmelerine, ilerlemenin izlenmesine ve iş akışını yeniden düzenlemelerine yardımcı olacak bir dizi faaliyet yapılandırmaktalar. Uygulamaları günlük standup toplantıları, çift tabanlı çalışmalar, sprint incelemeleri ve sprint retrospektiflerini içermekte. Bu ekipler sürekli olarak çalışma modları arasında geçiş yaparak, gerektiğinde tek başına ya da birlikte çalışmaktalar.

kaynak: https://www.steelcase.com/teams/

Bir Mekanı “İyi Tasarlanmış” Yapan Nedir?

Bu sorunun birden fazla cevabı var. İş yerinde verimin yüksek olmasını sağlayan mekan mı iyi tasarlanmıştır? Ya da kullanıcılarının sağlıklı bir çevrede var olabilmelerine olanak sağlayanı mı? İhtiyaçları karşılayan çözümlerin ekonomik olması mı “iyi bir tasarım” ortaya koyar yoksa?

Günün sonunda, bir iç mekanın amacı, o mekanın fonksiyonunu karşılayabilmek ve kullanıcının anlamlı şekillerde etkileşim kurmasına yardım etmektir. Bunu yapmanın bir yolu ise, beş temel duyuyu harekete geçiren alanlar tasarlamaktır: görme, ses, dokunma, koku ve tat.

Bireyler olarak, duyularımızla bilgi alır ve algılarız (algı). Sonra, bu bilgiyi bizim realitemizi şekillendiren anlayışımıza (bilişe) işleriz. Büyümekte olan bir çocukken, çevremizdekileri görmek, dokunmak, koklamak, tatmak ve dinlemek gibi yöntemlerle, dünyayı “anlamaya” çalışıyorduk. Beynimizde oluşan çoklu duyusal bağlantılar, yetişkin bir bireyde de aynı şekilde anlam ve hafıza yaratmayı sağlar.

Duyularımızı tekil olarak düşünmemize rağmen, beş duyu esasen birlikte çalışırlar. İnsanlar objeleri ve mekanları, görmenin yanı sıra ses ve dokunuşla da algılıyorlar. İnsanlar, titreşimleri hissederek ve hareketleri gözlemleyerek de sesleri tecrübe ediyorlar. Ne kadar çok duyuyla deneyimlersek mekanı, bir ana, nesneye, uzaya o kadar güçlü bir şekilde bağlanırız. Sonuç olarak, yaşadığımız ve çalıştığımız yerlerde tasarım parametrelerini düşünürken, duyusal deneyimi de dahil etmek mekanın niteliklerine büyük katkı sağlayacaktır.

İyi aydınlatılmış, renkleri, dokuları görünür kılan, zeminden tavana malzeme seçiminde düşünülerek seçim yapılmış, doğru havalandırma sistemleriyle temiz hava sunabilen mekanlar tasarlamak, hem insan sağlığı hem de üretilen tasarımın niteliği anlamında büyük önem arz ediyor.

Konforlu ve Verimli Ofisler Nasıl Tasarlanır -2

“Konforlu ve Verimli Ofisler Nasıl Tasarlanır” sorusunun yanıtlarını aradığımız yazı dizimizin 2. bölümünde ortak kullanım alanlarına odaklanıyoruz.

Jump Space

‘Jump Space’, gün içinde çok kısa bir süre için kullanılan, etkinlikler arasındaki geçişleri desteklemek için kolay erişilebilir konumda olan çalışma alanlarıdır. Bu nedenle, ‘peyzaj’ içinde yüksek insan akışı olan veya hareketli kavşaklara yakın yerlerde bulunurlar. ‘Jump Space’, farklı birimlerden veya başka türlü karşılaşmayan ekiplerden insanları birbirine bağlamaya yardımcı olabilir. Rahat koltuklar ve farklı yüksekliklerde masalar ile yapılandırılabilir.

 

Group Work: Clubhouse

Clubhouse’, genellikle uzun vadeli bir proje için görevlendirilen bir takıma ait olan bir çalışma alanıdır. Çeşitli sabit, mobil, kişisel ve uzak teknolojiler kullanarak insanların görevler ve etkinlikler arasında kolayca ve sezgisel olarak hareket etmelerini sağlayan, çeşitli bireysel ve grup çalışma noktalarından oluşan ‘Clubhouse’, içindeki yakınlığı ve kişisel kimliği koruyarak, verimliliği arttırmaya yardımcı olarak ve devam eden işi göstermek ve paylaşmak için geniş yüzeyler sunar. Bu yapılandırma sınırları tanımlamıştır, ancak görsel erişim için geçirgenliği vardır.


Cove

‘Cove’, bireysel iş noktalarının veya ortak alanların yakınında bulunan ve insanların kısa bir süre boyunca buluşmalarını ve bağlantı kurmalarını sağlayan küçük alanlardır. Katılımcıların etrafındakileri rahatsız etmek istemediği küçük ve hızlı toplantılar için idealdir. Bu nedenle, ‘Cove’ ofisin geri kalanını rahatsız etmemek için yeterli bölümlere sahip olmalıdır ve ayrıca sabit veya kişisel teknolojiler için bağlantılar yoluyla uzak katılımcıları dahil etme olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu alanlar genellikle birbirine yakın çalışan kişiler tarafından kullanılır.

Workshop

Workshop’, insanların yeni fikirler üretmek ve çalışmalarını artırmak için birlikte çalışması için ideal ortamı sağlar. Yeni eserleri görmek ve yaratmak için analog ve dijital yüzeylere ve araçlara kolay erişim olanaklarına sahip olmalıdır. Bu alanlarda insanlar fiziksel olarak bulunmasalar bile kolayca görebilir ve duyabilirler. Farklı mobil mobilya çeşitliliği dağılımı ve gruplandırılması, insanların çalışma alanı için en uygun olanı seçmelerine ve düzenlemelerine izin verirken, yeterli dolaşım alanı hareketi teşvik eder. https://www.archdaily.com/923422/how-to-design-comfortable-and-efficient-offices-individual-workspaces

Her Karışım Bir Uyumdur!

Dünya çapında modüler zemin döşemeleri ve sürdürülebilirlik alanlarında lider konumda olan Interface’in son koleksiyonu Look Both Ways™ tasarımcılara; modern beton ve mozaik döşeme estetiğini, lüks vinil karo (LVT) ve karo halının akustik, bakım ve performans özellikleriyle bir araya getirme olanağı sunuyor.

Ürün Tasarımı Başkan Yardımcısı Kari Pei ve ekibi tarafından yaratılan Look Both Ways, birbirini tamamlayan doku ve desenleri çiftli kombinasyonlarla kullanmaya imkân tanıyor. Sert zeminler ve yumuşak materyalleri, farklı karakterdeki hareketli veya sakin tasarımlarla tek bünyede toplayan koleksiyon, madenlerden ilham alan renklerle canlı tonlar arasında dengeleyici bir rol oynuyor.

Sert ve yumuşak zeminler arasında pürüzsüz bir geçiş sağlayan ve rahatlıkla bütünleşen bir tasarım anlayışını ön plana çıkaran Look Both Ways, tasarımcısı Pei tarafından şöyle tanımlanıyor: “Oyma efektlerinin ve konfeti motiflerinin özgün yorumu sayesinde koleksiyon, beton ve mozaiğe yeni bir soluk getiriyor. Mutluluğu ve odaklanmayı teşvik eden bir renk ve doku çeşitliliği barındıran Look Both Ways, birçok zemin döşemesi alternatifine kıyasla daha çok ses emilimi sağlıyor. Sert zeminlerden yumuşak zeminlere, tüylü yüzeylerden düz yüzeylere, desenli dokulardan tek renkli tasarımlara uzanan pek çok kombinasyon sunan koleksiyon; yürüdüğünüz zeminden çok daha fazlasını vadederek, sizleri iki kez düşünmeye sevk ediyor.’’

Birlikte Güçlenen Kusursuz İkili: LVT ve Karo Halı

Look Both Ways, insanların gerçekleştirdiği aktivitelerin etkisi ve bunların kentsel yaşama ait desen, doku ve estetik algısı gibi öğelerle etkileşimi üzerine derinlemesine bir keşfe çıkıyor. Koleksiyonun her bir parçası tek başına güçlü bir etkiye sahipken, birbirine entegre edildiğinde ise dinamik ve dönüşebilir mekanlar yaratıyor. Koleksiyonun her biri 50×50 cm ebadında olan LVT ve karo halı ürünleri; Interface’in modüler zemin sistemlerinin genelinde olduğu gibi, herhangi bir geçiş profiline ihtiyaç duymadan kolaylıkla ve verimli bir şekilde yan yana döşenerek, bütünleşmiş bir yüzey elde edilmesine yardımcı oluyor. Dördü karo halı, dördü LVT olmak üzere toplamda sekiz üründen oluşan Look Both Ways koleksiyonu; desen, doku ve renk skalasında sunduğu çeşitlilikle sınırsız sayıda tasarım kombinasyonunu mümkün kılıyor.

Geri dönüşümlü naylondan imal edilen karo halı ürünleriyle Look Both Ways, çevreye salınan sıfır karbon ayak iziyle tasarımda esneklik sağlıyor. Bütün Interface ürünlerinde olduğu gibi, Look Both Ways’in her bir parçası da tamamen ‘carbon neutral’ özellik gösteriyor.
Look Both Ways’in tasarımcısı Pei, koleksiyonun öne çıkan yanlarını şu sözleriyle vurguluyor: “Yaratıcı bir fikir ve fonksiyonun tasarımla buluşması sonucu Look Both Ways, sonsuz varyasyonla işleyen ve kullanıcılarını memnun eden bir mekân yaratılmasına katkıda bulunuyor. Koleksiyon, doğal ve sentetik materyalleri alışılmadık ve çarpıcı kombinasyonlarla bir araya getiriyor. Malzemenin özüne ve ağırbaşlılığına işaret eden tek parça dokular ile keyifli renk seçkisiyle hareketlenen konfeti motifleri bir araya gelerek, birlikte rahatlıkla çalışan sınırsız sert ve yumuşak zemin kombinasyonları yaratıyor.’’

Konforlu ve Verimli Ofisler Nasıl Tasarlanır -1

Çalışma deneyimize ilişkin her şey hızlıca değişirken sizlere “Konforlu ve Verimli Ofisler Nasıl Tasarlanır” sorusunun yanıtlarını arayan bir yazı dizisi hazırladık.

Birçok insanın çalışma şekli değişti, ancak çoğu ofis hiçbir mekânsal arayışa girmeden aynılığını korumaya devam ediyor. Yenilikçiliğin her duvarı yıkmak ve oyun alanı yaratmak anlamına gelmediği gerçeğini cebimize koyarak şunu unutmamalıyız ki bir ofisin tasarımında, her iş türünün ihtiyaçları ve detayları ayrı olarak dikkate alınmalıdır. Her işleve özel, alanları düzenlemek için daha iyi ve daha kötü yollar vardır ki kimi yapılandırmalar belirli etkinlikler için işe yararken diğerleri için anlamsız sonuçlar doğurabilir. En önemli husus, çalışma alanlarının konsantrasyon ve odak için boşluk sağlarken etkileşime izin vermesidir. Ofiste geçirdiğimiz bir gün boyunca farklı yerlere otururuz; konsantrasyon arar, konuşur, toplantılara katılır ve yeni fikirleri tartışırız. Alanın yapılandırması kadar iş verimliliği için de konfor çok önemlidir. Aydınlatma, sıcaklık, gürültü, masa yüksekliği ve koltuk konforu bu denklemin bir parçasıdır. Kendini rahat hissetmeyen bir kişi, çalışmaları hakkında düşünmek yerine, rahatsızlıklarının nedenini düşünüyor olacaktır.

 

Geleceğin ofisleri, inovasyonu ve uygulamayı yürüten yetenekleri çekmeli, teşvik etmeli ve elinde tutmalıdır ve aynı zamanda her şirketin stratejisini hayata geçirmesi çok önemlidir. Ofis çalışma alanlarının, meslektaşlarla paylaşılan çalışmalarla manevi bir bağlantıyı kolaylaştırmak, üretkenliği ve verimliliği artırmak için bir platform oluşturmak ve doğal bir insan etkileşimi ve yaratma deneyimini teşvik etmek için tasarlanması önemlidir.

Herman Miller, karmaşık günlük aktiviteleri ve değişen iş çözümü ihtiyaçlarını anlamaya dayanan bir dizi ürün geliştirmiştir. “Living Office” adı verilen bu güncel anket, insanların herhangi bir ofiste ve herhangi bir işyerinde gerçekleştirdikleri 10 ortak etkinliğin analizi üzerinedir. Ofis projelerini tasarlamanıza yardımcı olacak bu iki bölümlü rehberin alt başlıkları şöyledir: ‘Bireysel Çalışma’, ‘Grup Çalışması’, ‘Fikirlerin Sunumu ve Tartışılması’ ve ‘İş ve Çatışma’.

Bireysel Çalışma: Haven
Haven, kapalı bir oda, ev ofisi veya duvarları bölerek korunan bir alan olabilir. Bu alan dikkatinizi dağıtmadan konsantre bir şekilde çalışabileceğiniz ama aynı zamanda rahatlayabileceğiniz bir barınak olarak çalışıyor. Kullanım amacına bağlı olarak, bu konfigürasyon bir çalışma yüzeyi ve ergonomik bir koltuk sunduğu gibi daha rahat bir görünüm sağlar. Teknolojinin ve diğer araçların kişisel kullanımı için uygun bir değerlendirme sağlamanın yanı sıra, ‘çalışma alanının’ ortasında ortak bir barınak bulunabilir.

Hive

Genel olarak, ‘Hive’, birkaç kişinin uyumlu, bireysel ve işbirliği içinde çalışabileceği bir ortam sağlayan bir grup iş istasyonudur ve verimliliği artırmak için ortak alandan yararlanır. Yapılandırması bireysel çalışma noktaları ve ergonomik koltuklardan oluşan bir kombinasyon sunar. Mekansal bölünmelerdeki farklılıklar, depolama alanlarının sayısı ve limitleri, mekanın karakterini ve geliştirilecek işi tanımlar. Diğer ergonomik hususlar, sabit ve ayarlanabilir teknolojilerin yerleştirilmesini içerebilir.

Açık Ofis Tasarımı İçin Ses Yalıtım Önerileri

İş hayatında açık ofis anlayışı hakim olduğu sürece, gürültü problemi de var olmaya devam ediyor. Bu sebepten ötürü modern çalışma alanlarının tasarımında kurumsal tasarımcılar ve şartname belirleyiciler, gürültü seviyesini ve çalışanların bireysel alanlara duyduğu ihtiyacı dikkate almalıdır.

Interface tarafından 2019 yılında düzenlenen ‘What’s That Sound?’ isimli Çalışma Alanı Akustik Araştırması’na göre, gürültülü ofis ortamları stres ve huzursuzluk düzeyinde ciddi bir artışa sebep oluyor. Araştırmaya katılanların %50’sinin verdiği yanıta göre, gürültü seviyesi çalışan adaylarının bir işi kabul etmesinde önemli bir etkiyi sahip.

Peki gürültü probleminin altında yatan esas sebep nedir? Bu sorunun temel kaynağı yüksek oranla ofis tasarımındaki zayıflıklardan geliyor.

Açık ofis planı anlayışının ardında yatan esas gaye işbirliğini teşvik etmek olsa da, Harvard Business School tarafından yapılan bir araştırma gösteriyor ki, bu düzenleme biçimi ustaca tasarlanmadığı vakit çalışan üretkenliğini ve işbirliğini negatif yönde etkileyebiliyor. Interface’in akustik araştırmasının sonuçlarına göre, Dünya üzerindeki çalışanların yaklaşık üçte biri (%32) açık bir ortamda kendilerine tahsis edilen bir masada veya iş istasyonunda çalışıyor. Fakat tüm katılımcıların yalnızca %31’i, işverenlerinin telefon konuşmaları ve birebir görüşmeler için kendilerine özel alanlar sağladıklarını belirtiyor.

Gürültüyle ilgili endişeleri ortadan kaldırmak adına işbirliğinin önünü kesmek, fayda sağlayacak bir çözüm değildir. Bunun yerine tasarımcılar, çalışanların farklı ihtiyaçlarına ve çalışma biçimlerine uyum gösterecek ve materyal seçimiyle ses yalıtımını hesaba katacak ofisler tasarlamalıdır.

Kaynak: https://blog.interface.com/sound-advice-open-office-design/