interface

Tasarımda Biyomimikri Üzerine

Biyolojiden esinlenen mimari malzemeler, kendilerine pazarda her geçen gün daha geniş yer buluyor. ArchDaily’de yayınlanan bir makalede duyurulduğuna göre, tasarımcılardan ve biyologlardan oluşan bir girişim olan bioMason firması, ortam sıcaklıklarında yaşayan bir bakteri tarafından yetiştirilen bir tuğla geliştirdiğini bildirdi. Bu buluş, tuğlanın pişme aşamasının, son derece yoğun enerji gerektiren kirletici sürecini elimine ediyor. Doğayı taklit etme, ondan yola çıkarak bir ürüne ulaşma süreci gibi tanımlanabilecek olan biomimicry ile, tasarımcının kılavuzluğunda canlılarla ve doğayla uyumlu üretimler gerçekleşebilir.

Ancak Interface tasarımcısı Oakey’e göre, bir tasarımcının benzer farkındalıklara ulaşmak için bir biyolog olması gerekmez. “Biyoloji geçmişim yok; ilhamlarım kendi dış mekan deneyimlerimden geliyor” diyor Oakey. “Dışarı çıkın ve çevrenize dikkatlice bakın. Bir kez bu gözü geliştirdiyseniz, her yerde ilham göreceksiniz.”

Biyomimetik mimari programlama ve materyallerin giderek daha doğa-kökenli hale gelmesiyle birlikte, çevre dostu bir bina yaratmaya dair umut artıyor. Peki ya iç tasarım? Biyomimikri, ürün ölçeğinde neye benziyor? Nasıl var olabiliyor? Oakey, dünyanın ilk biyomimetik halı döşemesi Entropy™’yi Interface için yarattı. Benzersiz bir şey yaratmak için bir ormandaki zemin örtüsünü inceledi. Entropy, döşeme endüstrisinde devrim yarattı, çünkü ilk defa rastgele, yönsüz desenleri ve renk tonlarıyla bir halı karosu imal ediliyordu. Yönlü olmayan model aynı zamanda, sadece %1.5 kurulum atığı oluşturarak büyük tasarruflar sağladı. Başka bir deyişle, geleneksel ürün serilerinden neredeyse %50 daha az atık oluşturuyor Entropy.

Biyomimetik çılgınlığı hızla yayılacak gibi görünüyor. İklim değişikliği ve çevresel bozulma, dünyanın nihayet dikkat etmeye başladığı ciddi sorunlar. Tasarımcılar ve mimarlar bu tasarım yöntemini zamanında benimserse, kalıcı ve etkili bir değişim yaratma konusunda gerçek bir şans var olabilir. Biyomimikri içinde hala yenilikçiliğe de yer var. Doğada var olanla, çağdaş oluşumların bir araya gelmesiyle insanoğlu sonunda, varlığını çevresine saygı duyabildiği bir algoritmada yaşatabilir.

Read more

Her Karışım Bir Uyumdur!

Dünya çapında modüler zemin döşemeleri ve sürdürülebilirlik alanlarında lider konumda olan Interface’in son koleksiyonu Look Both Ways™ tasarımcılara; modern beton ve mozaik döşeme estetiğini, lüks vinil karo (LVT) ve karo halının akustik, bakım ve performans özellikleriyle bir araya getirme olanağı sunuyor.

Ürün Tasarımı Başkan Yardımcısı Kari Pei ve ekibi tarafından yaratılan Look Both Ways, birbirini tamamlayan doku ve desenleri çiftli kombinasyonlarla kullanmaya imkân tanıyor. Sert zeminler ve yumuşak materyalleri, farklı karakterdeki hareketli veya sakin tasarımlarla tek bünyede toplayan koleksiyon, madenlerden ilham alan renklerle canlı tonlar arasında dengeleyici bir rol oynuyor.

Sert ve yumuşak zeminler arasında pürüzsüz bir geçiş sağlayan ve rahatlıkla bütünleşen bir tasarım anlayışını ön plana çıkaran Look Both Ways, tasarımcısı Pei tarafından şöyle tanımlanıyor: “Oyma efektlerinin ve konfeti motiflerinin özgün yorumu sayesinde koleksiyon, beton ve mozaiğe yeni bir soluk getiriyor. Mutluluğu ve odaklanmayı teşvik eden bir renk ve doku çeşitliliği barındıran Look Both Ways, birçok zemin döşemesi alternatifine kıyasla daha çok ses emilimi sağlıyor. Sert zeminlerden yumuşak zeminlere, tüylü yüzeylerden düz yüzeylere, desenli dokulardan tek renkli tasarımlara uzanan pek çok kombinasyon sunan koleksiyon; yürüdüğünüz zeminden çok daha fazlasını vadederek, sizleri iki kez düşünmeye sevk ediyor.’’

Birlikte Güçlenen Kusursuz İkili: LVT ve Karo Halı

Look Both Ways, insanların gerçekleştirdiği aktivitelerin etkisi ve bunların kentsel yaşama ait desen, doku ve estetik algısı gibi öğelerle etkileşimi üzerine derinlemesine bir keşfe çıkıyor. Koleksiyonun her bir parçası tek başına güçlü bir etkiye sahipken, birbirine entegre edildiğinde ise dinamik ve dönüşebilir mekanlar yaratıyor. Koleksiyonun her biri 50×50 cm ebadında olan LVT ve karo halı ürünleri; Interface’in modüler zemin sistemlerinin genelinde olduğu gibi, herhangi bir geçiş profiline ihtiyaç duymadan kolaylıkla ve verimli bir şekilde yan yana döşenerek, bütünleşmiş bir yüzey elde edilmesine yardımcı oluyor. Dördü karo halı, dördü LVT olmak üzere toplamda sekiz üründen oluşan Look Both Ways koleksiyonu; desen, doku ve renk skalasında sunduğu çeşitlilikle sınırsız sayıda tasarım kombinasyonunu mümkün kılıyor.

Geri dönüşümlü naylondan imal edilen karo halı ürünleriyle Look Both Ways, çevreye salınan sıfır karbon ayak iziyle tasarımda esneklik sağlıyor. Bütün Interface ürünlerinde olduğu gibi, Look Both Ways’in her bir parçası da tamamen ‘carbon neutral’ özellik gösteriyor.
Look Both Ways’in tasarımcısı Pei, koleksiyonun öne çıkan yanlarını şu sözleriyle vurguluyor: “Yaratıcı bir fikir ve fonksiyonun tasarımla buluşması sonucu Look Both Ways, sonsuz varyasyonla işleyen ve kullanıcılarını memnun eden bir mekân yaratılmasına katkıda bulunuyor. Koleksiyon, doğal ve sentetik materyalleri alışılmadık ve çarpıcı kombinasyonlarla bir araya getiriyor. Malzemenin özüne ve ağırbaşlılığına işaret eden tek parça dokular ile keyifli renk seçkisiyle hareketlenen konfeti motifleri bir araya gelerek, birlikte rahatlıkla çalışan sınırsız sert ve yumuşak zemin kombinasyonları yaratıyor.’’

Read more

Açık Ofis Tasarımı İçin Ses Yalıtım Önerileri

İş hayatında açık ofis anlayışı hakim olduğu sürece, gürültü problemi de var olmaya devam ediyor. Bu sebepten ötürü modern çalışma alanlarının tasarımında kurumsal tasarımcılar ve şartname belirleyiciler, gürültü seviyesini ve çalışanların bireysel alanlara duyduğu ihtiyacı dikkate almalıdır.

Interface tarafından 2019 yılında düzenlenen ‘What’s That Sound?’ isimli Çalışma Alanı Akustik Araştırması’na göre, gürültülü ofis ortamları stres ve huzursuzluk düzeyinde ciddi bir artışa sebep oluyor. Araştırmaya katılanların %50’sinin verdiği yanıta göre, gürültü seviyesi çalışan adaylarının bir işi kabul etmesinde önemli bir etkiyi sahip.

Peki gürültü probleminin altında yatan esas sebep nedir? Bu sorunun temel kaynağı yüksek oranla ofis tasarımındaki zayıflıklardan geliyor.

Açık ofis planı anlayışının ardında yatan esas gaye işbirliğini teşvik etmek olsa da, Harvard Business School tarafından yapılan bir araştırma gösteriyor ki, bu düzenleme biçimi ustaca tasarlanmadığı vakit çalışan üretkenliğini ve işbirliğini negatif yönde etkileyebiliyor. Interface’in akustik araştırmasının sonuçlarına göre, Dünya üzerindeki çalışanların yaklaşık üçte biri (%32) açık bir ortamda kendilerine tahsis edilen bir masada veya iş istasyonunda çalışıyor. Fakat tüm katılımcıların yalnızca %31’i, işverenlerinin telefon konuşmaları ve birebir görüşmeler için kendilerine özel alanlar sağladıklarını belirtiyor.

Gürültüyle ilgili endişeleri ortadan kaldırmak adına işbirliğinin önünü kesmek, fayda sağlayacak bir çözüm değildir. Bunun yerine tasarımcılar, çalışanların farklı ihtiyaçlarına ve çalışma biçimlerine uyum gösterecek ve materyal seçimiyle ses yalıtımını hesaba katacak ofisler tasarlamalıdır.

Kaynak: https://blog.interface.com/sound-advice-open-office-design/

Read more

İnovasyon İçin Gelecek Nesli Hesaba Katmak

Bir önceki blog makalemizin devamı niteliğinde olan bu yazımızda, önceden sıralanan 12 eylem ve yeni nesil çalışanların iş üzerindeki etkisi arasındaki ilişkiye dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.

Daha önceki kuşaklardan farklı olarak yeni nesil çalışanlar, iş zincirinin tüm halkaları yararına, işverenlerinden daha fazla talepte bulunmaktadırlar. Farklı jenerasyonları bünyesinde barındıran şirket ve ekiplerde inovasyon, kendine yeni bir sosyal sorumluluk edinmektedir. Artık sadece bir kazanç kapısı anlamına gelmeyen inovasyon, kişisel veya kurumsal bütünlüğü ve hedefleri güçlendirmektedir.

‘‘Gelecek nesil inovasyon sağlayıcılar, gelecek yaratıcı zümredir.’’ – Becky Wang, CEO ve Kurucu Ortak, Crossbeat

Bağımsızlığa, sağlık ve refaha, istikrarlı gelişmeye ve ortak fayda sağlayan etkileşime değer veren bir jenerasyon; sadece sosyal iletişimi değil, aynı zamanda çalışma alanı tasarımını da etkisi altına almaktadır.

İnovasyonun Gerçekleşmesi İçin Fiziki Mekân Yaratmak

Fiziki mekânların ikamet eden sakinler üzerindeki etkisi azımsanmayacak derecede büyüktür. Buna bağlı olarak bir mimar veya tasarımcı, yaratıcılık ve inovasyonu zenginleştirecek fiziki mekânlar yaratma sorumluluğunu asla hafife almamalıdır.

Gürültü yoğunluğu ve gizliliğin ihlali, çalışanların açık-plan ofis tasarımlarından memnuniyetsizliğinin önde gelen sebepleridir. Araştırmalar da göstermektedir ki, açık-plan ofislerde yüz yüze iletişim ve işbirliği daha az olmaktadır.  Çevresel stres; çalışan sağlığı, mutluluğu ve üretkenliği üzerinde kilit bir etmen olduğundan dolayı, tasarımcılar planlama aşamasında bu durumu öngörmelidirler.

Ofis mekânları iş gücü ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde evrim geçirdikçe, tasarımcılar konfor hususunda ekstra değer vermeye başlamışlardır. Biyofilik tasarım araştırması ve WELL Yapı Standartları’nın yükselişi, modern çalışma alanlarının artan teknolojik ihtiyaçlarını dengelemek suretiyle bu argümanı tasdiklemektedir.

İnovasyon; doğası itibariyle anladığımız ancak her zaman kolayca açıklayamadığımız, tanımlaması zor bir kavramdır. İstenilen her koşulda ve zamanda gerçekleşemeyeceği gibi, yaratıcılıkla el ele yürütülmelidir. Fiziksel ve ruhsal uyuşmazlığı ortadan kaldırmak şirketlerin ve tasarımcıların ortak sorumluluğudur: Firmalar için bu sorumluluk, çalışanların yaratım kabiliyetini geliştirmek için kurumsal kültüre odaklanmayı gerektirirken; tasarımcılar ise tamamen besleyici ve ilham verici mekanlar tasarlamakla alakalıdır.

Kaynak: https://blog.interface.com/creativity-innovation-in-the-workplace/

Read more

Çalışma Alanında Yaratıcılık ve İnovasyon Nasıl Teşvik Edilir?

İnovasyon ne demektir? İnovatif olmak ne anlama gelir?

Interior Design ve Interface ev sahipliğinde düzenlenen İnovasyon Konferansı’nın açılışında katılımcı konuşmacılar; inovasyonun perakende satış, kuruluşlar ve sürdürülebilirlik bazında nasıl etki gücüne sahip olduğu konusunda kendi bakış açılarını paylaştılar. (Tüm günün özeti için, Interior Design’ın tam kapsamlı etkinlik haberine göz atabilirsiniz.)

Peki, günün en önemli çıkarımlarından biri neydi? İnovasyon ancak yaratıcı düşünceye müsaade eden fiziksel ve psikolojik bir mekân tasarladığınızda gerçekleşir.

Tasarım Odaklı Düşünme Modelini Alt Üst Etmek

Problem çözme ve inovasyon için popüler bir  çalışma çerçevesi çizen tasarım odaklı düşünce, beş aşamalı süreciyle tasarımcılara problemleri sistematik bir şekilde ele almalarına olanak tanımaktadır.

Yüzyıldan fazladır şirket mirası olarak zamana adapte olmayı ve yenilenmeyi benimsemiş IBM gibi firmalar, tasarım odaklı düşünceyi bir adım öteye götürmüşlerdir.  IBM’i bu misyonu edinmeye iten IBM Tasarım Odaklı Düşünce Sistemi veya başka deyişle  ‘girişimci düşünce’, tasarımcıları görevler arası ekiplerin içine dahil ederek, tasarım odaklı düşünceyi Dünya çapında uygulandığı ekipler üzerinde evrensel yaklaşım haline getirmeyi amaçlamaktadır.

‘‘IBM bizim üzerinde çalıştığımız şeyi değiştirdi, şimdi ise bizler nasıl çalıştığımızı değiştirmeye çalışıyoruz. Problemlerin kendilerinin uyarlandığı gibi, bizim problemleri çözme yollarımız da uyarlanmalıdır.’’ – Seth Johnson, IBM Tasarım Programı Direktörü

Girişimci tasarım odaklı düşünce, normal tasarım odaklı düşünce sürecini ‘gözlemle, yap, yansıt’ döngüsüne sadeleştirmektedir.

Standart tasarım odaklı düşüncenin doğrusal çerçevesinden ziyade; IBM’in girişimci modeli ekiplere sürecin ihtiyaç duyulan noktasından başlama şansı vererek, daha verimli ve inovatif çalışma düzeni yaratmaktadır.

Tasarım Odaklı Düşünce Kuruluşlarda Nasıl Var Olacak?

IBM bugün bulunduğu konuma nasıl geldi? Bu sorunun cevabı IBM’in yarattığı, yaratıcılığı teşvik eden ve ‘kavramsal çeşitliliği’ destekleyen kültürün altında yatıyor.

Peki diğer kuruluşlar IBM’in bu yaklaşımını nasıl uygulayabilir? İş yerinde güven ve işbirliğini odak edinerek, yönetici koçu ve Innovators + Influencers kurucusu Michael O. Cooper, şirketlerin bu amaca ulaşmak için uygulaması gereken adımları şöyle sıralıyor:

  1. Psikolojik güveni sağlayın.
  2. Kavramsal çeşitlilik üreten ekipler yaratın.
  3. Kurum içinde yüksek düzeyde güven kültürü inşa edin.
  4. Çalışanlara bağımsız yetkiler verin. Merak ve deneyimleme duygularını teşvik ederek, bir sebebe dayalı olmak üzere yapılan hataların arkasında durun.
  5. Kaliteli işleri ve gösterilen çabayı takdir edin.
  6. İş sıralaması oluşturmak için zaman ve çaba harcayın. Sadece e-posta yoluyla il planını takip edemezsiniz.
  7. İşbirliğini beslemek adına çalışanlara işlerini yapmalarını için ihtiyaç duydukları bilgileri sağlayın.
  8. Bürokrasiyi azaltın ve mümkünse ortadan kaldırın.
  9. Yeterli kaynakları ve zamanı yaratın.
  10. Ekseriyetle destek, rehberlik ve geri bildirim sağlayın.
  11. Mekân ve zaman kavramlarını yakınsak ve ıraksak düşünce için elverişli hale getirin.
  12. Daha ilgi çekici işler bulun veya yaptığınız işi daha ilginç kılmanın yollarını araştırın.

Bu husustaki anahtar nokta, dıştan gelen inovasyonun içten gelen yaratıcılık tarafından yönetildiğidir. Şirketlerin ayak uydurması gereken ise, çalışanlarına yaratıcılıklarını ortaya koymalarına müsaade etmek ve işlerine anlam katabilmeleri için psikolojik açıdan ideal karakterde bir mekân yaratmaktır.

Kaynak: https://blog.interface.com/en-uk/creativity-innovation-in-the-workplace/

 

 

 

Read more

İş Yerinde İnovatif Sistemler

İş Yerinde İnovatif Sistemler

Interface tarafından tasarlanan Merkez Üssü’nü konu alan blog yazımızın devamı niteliğinde olan bu yazımızda projenin sürdürülebilirlik ve inovasyon kapsamında sunduğu diğer gelişmelere değiniyoruz. Binanın inşasındaki karbon oranıyla verdiği mücadelenin yanında, Merkez Üssü projesi aynı zamanda süregelen su kullanımıyla ilgili de yeni çözüm önerileri getiriyor. Çatıda biriken yağmur sularını toplayan 15,000 galon hacmindeki yeraltı su tankı, her yıl 100,00 galon su depolama performansına sahip. İşlenebilir nitelikte olup içilmeye müsait olmayan su, sifon armatürlerine aktarılmak veya çatıdaki yeşil alanları sulamak gibi farklı işlevlerde kullanılıyor.

Geliştirdiği yeni teknolojisiyle enerji tasarrufu kapsamında sektöre önemli bir ivme kazandıran HVAC soğutulmuş kiriş sistemleri de Merkez Üssü’nde inovasyon amaçlı kullanılan sistemler arasında yer alıyor. ABD’de henüz yaygın olmayan bu sistem, yüksek sıcaklıkta nem kontrolü sağlayarak kullanıcı konforunu artırmak gibi pek çok avantaj sunuyor. İlaveten, daha az kurulum alanı gerektirdiği için yüksek tavan aralıklarına ve daha geniş depolama alanları elde etmeye olanak tanıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Integral Group bünyesindeki Integral Consulting Engineering, the Atlanta Studio yöneticilerinden Stanton Stafford, Interface ile yaptıkları işbirliğini şöyle özetliyor: ‘’ Interface ile çalışırken, yeni genel merkezlerinin kurumsal kimlik kapsamında sürdürülebilirlik alanında taşıdıkları lider çizgilerini yansıtmasını odak noktamız edindik.’’  Stafford, Interface ile ortaklaşa güttükleri çalışma prensiplerini detaylandırmaya devam ediyor: ‘’Geliştirdiğimiz çözümler çerçevesinde Interface ekibinin beklentileri ekonomik gerekçelerden fazlasını içeriyordu. Enerji ve su tüketimi analizlerini takiben, su toplama tankı ve soğutulmuş kiriş sistemleri gibi firmanın hedefleri doğrultusunda fayda sağlayacak seçimler yaptık.’’

Yeşile Geçiş

Çevre bilinci gelişmiş bir çalışma alanı yaratma prensibi çalışanlarına ve ziyaretçilerine farklı ulaşım opsiyonları sunmayı da beraberinde getiriyor. Interface yeni lokasyonunu toplu taşıma araçlarına (MARTA) oldukça yakın bir mesafede konumlandırarak, daha konforlu bir bisiklet sürme deneyimi için depolama alanları ve duş üniteleri gibi diğer imkânları da sunuyor. Çalışanlar ve ziyaretçiler de bu durumu fırsata çevirerek toplu taşımanın genel merkeze yakınlığından faydalanıyor.

İnsanların ve Gezegenin Yararına

Interface, kendi genel merkezleri ve müşterileri için tasarladığı diğer binalarda olduğu gibi, Merkez Üssü projesinde de pozitif mekânlar yaratma misyonundan ödün vermiyor. LEED Platinum sertifikası ve WELL standartlarını karşılamayı hedef edinen yeni genel merkez, sürdürülebilirlik hassasiyetini ve çalışan konforunu entegre ederek tek bünyede topluyor.

Yeşil binaların derecelendirilmesinde Dünya çapında en yaygın kullanılan sistem olan LEED;  insanların, yaşadığımız gezegenin ve ticari kuruluşların ortak yararı için, binaları kaynak verimliliği, performans yüksekliği, sağlık koşulları ve maliyet etkinliği hususlarında onaylayan bir değerlendirme mekanizması görevini üstleniyor. WELL standartları ise sağlık koşullarını daha bütüncül bir yaklaşımla ele alarak, insan sağlığı konusunda gelişmeler kaydetmek için tasarım, işleyiş ve çalışma tarzı hususlarını ehlileştirmeyi amaçlıyor.

Çeşitli zorluklarla ve kısıtlamalarla karşılaşmasına karşın, Merkez Üssü projesi yenileme kapsamında yaptığı bilinçli seçimlerle LEED ve WELL standartlarını karşılamayı başarıyor. Örneğin, toplu taşımaya yakın mesafede olmak LEED kıstaslarını desteklerken, beraberinde getirdiği gürültü problemi WELL standartları için sorun teşkil ediyor. Bu çelişkili durumun üstesinden gelmek için, Interface kalın camlarla yalıtılmış dış cephesiyle binanın akustik ihtiyaçlarına cevap veriyor.

JLL, Perkins+Will, MSTSD ve Parkside Partners gibi firmalarla yaptığı  ortaklık sonucu Interface, sürdürebilirlik ve sağlık doğrultusundaki hedeflerinde başarıya ulaşırken, aynı zamanda çalışanları ve müşterilerinin fayda sağladığı fonksiyonel bir mekan elde ediyor.

Temel İlkelere Dönüş

2015 yılında Interface, sürdürülebilirlik doğrultusundaki hedeflerini üretim fazından ileriye taşımak için konsept bazında fikirler üretmeye odaklandı. Merkez Üssü projesi ise geçmişte temelleri atılan sürdürülebilirlik ekseninde çalışanlara, partnerlere ve ziyaretçilere ithaf edilmiş bu idealin hayat bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. Arka planında uzun yıllardır planlanan bir odak noktası taşıyan bu proje, Interface’in yaşadığımız gezegeni yenileme ve daha yaşanılabilir bir hayat kurgulama farkındalığının altını çiziyor.

Bu doğrultuda Interface, gelecekte de çevresel dönüşümde farklılıklar yaratmak ve faydalı bir iz bırakmak adına endüstriyel bazda sağladığı olanaklarla sürdürülebilirlik eksenindeki çalışmalarını perçinlemeye devam edeceğinin sinyallerini veriyor.

Read more

Interface Tarafından Tasarlanan Sürdürülebilirlik ve İnovasyon Üssü

Interface; yeni genel merkezlerini inşa ederken sadece kullanıcıları, tasarımcıları ve çalışanları için değil, aynı zamanda yaşadığımız gezegen için de fayda sağlamayı kendine prensip edinmiştir. Herkes için daha iyi bir gelecek sağlama düşüncesinden yola çıkarak, blog serilerimizde Interface’in global ölçekteki yeni genel merkezlerinin tasarım ve inşa anlamında sürdürülebilirliğe verdiği önceliğe odaklanıyoruz.

Şehrin İçinde Orman

Midtown, Atlanta, ABD’de konumlanan Interface’in yeni genel merkezi, şehrin bitki örtüsünü yeniden canlandırmak gayesiyle aldığı genel merkezlerde ‘yeşil’ bir cephe yaratma kararına bağlı kalıyor. Firmanın ‘Orman Misali Bir Fabrika’ metodolojisine atıfta bulunan binayı yeşil bir cepheyle sarmalama fikri, sürdürülebilirlik ve üretkenlik kapsamında yeni adımlar atmak için yerel ekosisteme ilham kaynağı oluyor.

Binanın Kuzey ve Doğu cephelerini sarmalayan geri dönüşümlü polyester örtü, beyaz renkte transparan bir orman kimliğine bürünüyor. Sonuç ürünü olarak ortaya çıkan ve biyofilik tasarımın kilit noktalarından biri olan çalışma alanlarına doğal ışık alabilme yetisi, aynı zamanda Güneş ışığından kaynaklanan ısıyı düşürerek enerji tasarrufuna katkı sağlıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En Aza İndirge, Yeniden Kullan, Geri Dönüştür

Interface’in CEO’su Jay Gould, sürdürülebilir yapıların yeniden kullanım ve geri dönüşümle ilişkisini şu sözleriyle ifade ediyor: ‘’En iyi yapı var olan mevcut yapıdır.’’

Inerface; stratejik olarak genel merkezlerini, 1280 W. Peachtree’de konumlanan ve 1950’lerden kalan mevcut ofis binasını  restore ederek birer yeniden kullanım projesine çevirmeye karar verdi.  Günümüzde binalar oldukça ‘yeşil’ ve enerji tasarruflu inşa edilebilmesine rağmen, içerdiği karbon oranı sebebiyle hala yeni yapılanmış bir binanın çevreye verdiği negatif etkileri ortadan kaldırmak 10-80 yıl arası bir süre alıyor.

11 ay süren yenileme projesi kapsamında:

  • 46 ton beton ve 20 ton çelik olmak üzere, depolama sahasından toplanan atıkların %93’ü yeniden değerlendirildi.
  • Yeniden kullanılmaya elverişli 50 parça Atlanta’da bulunan ve kar amacı gütmeyen Bina Yaşam Döngüsü Merkezi’ne bağışlandı.

LEED sertifikasıyla uygulanan yenileme projesi sonrası Merkez Üssü’nün performans verileri, su ve enerji tasarrufu kapsamında planlananları tasdik eder nitelikteydi:

  • Yağmur sularının toplanmasıyla su kullanımında %78 oranında tasarruf edildi.
  • Yönetmeliğe uyumlu binalara kıyasla enerji kullanımında %50 oranında tasarruf edildi.

Binanın barındırdığı önemli bir özellik olarak, içerisinde bulunan geri dönüşüm ve gübreleme santralleri çalışanlara günlük alışkanlıklarının sürdürülebilirlik alanındaki misyonumuza nasıl katkı sağladığını deneyimleme imkânı sunuyor.

 

Kaynak: https://blog.interface.com/en-uk/base-camp-designed-sustainability-innovation/

Read more

Londra Biyofilik Rehberi

Interface’in “Güzel Düşünme” projesi kapsamında hazırladığı Londra Biyofilik Rehberi’ne daha yakından bakıyoruz.

Bu rehber ile şehre özgü ve doğadan ilham alan projeleri keşfetmeye başlayabilirsiniz. Başkentte bulunan biyofilik tasarım yaklaşımlarını vurgulayan rehber, doğadan ilham alan tasarımları örnekleyen çeşitli binaları ve açık alanları bir arada gösteriyor. Küçük şehir parklarından ofislere, mağazalardan otellere doğru uzanan bu keşif rotası size rahatlama ve enerjinizi yenileme fırsatı veriyor.

Rehberde yer alan 22 nokta RIBA Journal okuyucuları tarafından seçildi ve rehber biyofilik tasarım uzmanı Oliver Heath, Open City yöneticisi Rory Olcayto ve Interface küratörlüğünde hazırlandı.

Londra Biyofilik Rehberi‘ni buradan indirebilirsiniz.

Read more

SelgasCano Richard Rogers’ın Eski Ofisini Yeni bir Çalışma Alanına Dönüştürdü

İspnayol mimarlık ofisi SelgasCano daha önceden Richard Rogers’ın ofis olarak kullandığı ve 1960’ların ünlü filmi Blowup çekildiği binayı SecondHome firması için bitkilerle dolu yeni bir çalışma alanına dönüştürdü.

Burası SelgasCano’nun Londra merkezli firma SecondHome için tasarladığı üçüncü proje oldu. Proje girişimciler ve yaratıcı topluluklar için verimli bir çalışma ortamı sağlıyor.

Özel bir geçmişe sahip olan bina, SelgasCano tarafından özenle restore edildi. Önemli detayları korunan binanın çatı katında eski işlevini hatırlatan bir fotoğraf stüdyosu da bulunuyor. Yeni çalışma alanları yaklaşık 600 metrekarelik bir alana yayılıyor. Yapı içerisindeki stüdyolar küçük gruplara ve maksimum 8 kişinin bir arada çalışacağı bir düzene göre tasarlandı.

Yapının içinde 35 ağaç ve birçok küçük bitki yer alıyor. Cam duvarlar özel ofisleri birbirinden ayırıyor ve toplantı salonları zemin katta yer alıyor.

Kaynak: dezeen

Read more

Bir Sürdürülebilir Tasarım Prototipi: Ulusal Singapur Üniversitesi S4DE Binası

Serie Architects ve Multiply Architects birlikte tasarladığı Singapur Üniversitesi S4DE (The School of Design & Environment 4) binası sıfır-enerji tüketen bir yapı. S4DE binası Singapur’daki sıfır-enerji yapılarının ilk örneklerinden.

S4DE binası 1500 metrekareden fazla alana yayılıyor ve içinde stüdyo, atölye, araştırma merkezi, kafe ve kütüphane gibi birimleri barındırıyor. Londra merkezli mimarlık ofisleri Serie Architects ve Multiply Architects tarafından tasarlanan yapı, 2013’te kazanılan bir yarışma sonrasında projelendirildi. 6 katlı ve çok işlevli olan yapı yarışmanın ardından Singapur hükümetiyle ortak yürütülen bir sürec içinde planlandı. Binanın yeşil tasarımı kullancılarını tasarıma, sürdürülebilirliğe ve eğitime teşvik etmeyi hedefliyor.

Projenin esnek tasarımı dış ortamla doğal bir ilişki kurulmasını sağlıyor. Projenin tasarımcıları, kapalı alanları ve geniş terasları birlikte kurguluyor. Merdivenler ve koridorlar doğanın içinde akışkan bir hareket yaratıyor.

Kaynak: dezeen

Read more